23 Eylül 2015 Çarşamba
Acı
Acıdan beslenir kalbim, acıyla pompalar kanımı vücuduma bu yüzden sadece kalbim acı çekmez, tüm vücudum çeker o acıyı. O yüzden diyemem ben şuram acıyo diye, acı benim. Acı benim bedenim. Ruhumun en derinine de işlememiş bu şerefsiz ruhumu ele geçirmiş. Nefes almak cehennem azabı gibi. Cehennem ateşinde kavruluyorum ama ağzımı açıp bağıramıyorum. Sanki iyi şeyler bana haram, sanki ölümden bir dakika sonrası gibi aldığım nefesler. Sanki hiç bir yere ait olamamış bir mülteci gibi kalbim. Güzel olan her şey beraberinde gitti, bende gittim. Ne kaldı benden geriye söylesene? Hasta bir mazoşist gibi bu acıyı sevdim çünkü senden geriye kalan tek şey bu acı. En derin uykularımın katili bu acı. Hayır, senin suçun değil kabuslarım. Benim de suçum değil. Kimseyi suçlayamayacağımız bir oyun bu. Ne kadar büyük oynadıysak bir o kadar büyük acılar çektik. Hala devam eden acılarım var hala kapanmamış yaralarım hala silmeni beklediğim göz yaşlarım var. Çığlık çığlığa uyandığım için geceleri uyumuyorum, kabuslarımda tutsak kalmaktan korkuyorum. Bu acı beynimde çok fazla oyun oynuyor ve benim engel koyacak gücüm kalmadı. İçimin yangını kadar sigara yakıyorum belkide bu yüzdendir çok sigara içişim ve bunu anlamıyordur insanlar? Gerçi insanlara kendimi anlatmaktanda sıkıldım, anlattıkça daha çok dağılıyor her şey ve ben sonra daha zor toparlıyorum. Nasıl bir acı ki bu bedenim buz keserken, kalbimin duracak kadar hızlı atmasını sağlayabiliyor? Sen en büyük günahımsın, sen en büyük hayal kırıklığımsın, sen en büyük aşkımsın ama sen en büyük acımsın. Özür dilerim, acımı dindir diye sana sarılamadım.
21 Eylül 2015 Pazartesi
Yabancı
Bitkinim. O çok sevdiğim sığındığım karanlıklar bile huzur vermiyor. Ne hissettiğimi ya da ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Sana mı yazıyorum bana mı? Belki artık hiçliğe yazıyorumdur. Tüm fotoğraflarını sildim. Yalan olmasın bir fotoğrafın duruyor hala hangisi olduğunu sen bile tahmin edemezsin. Onu da yüzünü unutmamak için saklıyorum. Gözlerimi kapattığımda bazen yüzünü hatırlayamıyorum. Her bir ayrıntısını bildiğim avuçlarıma tam uyan o yüzünü unutuyorum bazen. Aslında sana dair her şeyi unuttum. Ne seversin? Neyi istersin? Bilmiyorum. Sen benim içimde yaşamaya çalışan bir yabancısın. Adın dilimin ucunda ama bir türlü çıkmıyor dudaklarımdan. Elbet yüzünü unutmak istediğim zamanlar gelecek. Şimdilik acımı, öfkemi taze tutabilmek için saklıyorum o fotoğrafı. O da bir gün silinecek sende tam o zaman gerçekten yabancı olacaksın bana. Ben sigarayı sonuna kadar içemezdim. Sevmezdim o son dumanın tadını. Şimdilerde en sevdiğim şey o son duman, sırf onun için daha hızlı içer oldum sigaramı. Sen yabancı bırakabildin mi sigarayı? Gözünü kapattığında ne görüyorsun? Ben cevaplayabilirim istersen, gördüğün tek şey karanlık. Benim sana bıraktığım son hediye. Kalbimi falan bırakacağımı falan düşünmedin herhalde? Sana ölü bir kalp bırakamazdım kusura bakma. Sana beni hatırlatacak en anlamlı şeyi bıraktım, çözebilirsen tabi. Her gece daha çok ölüyorsun içimde yabancı, elimi kaldırıp durduramıyorum kendimi. Sanırım ölmeni istiyorum. İçimdeki ölmeni istiyor. Bir daha zamanlarıma tutunamayacaksın. Benim zamanlarımda ne ölü ne de diri halde barınamayacaksın. Şu tuttuğun yas kısa süreli yabancı. Bitkinim ama toparlıyorum, yeni parçalar buluyorum kendime kalıplara uydurmaya çalışıyorum. Nasıl her gece öldüğünü merak mı ediyorsun? Nasıl yapabildiğimi mi soruyorsun? Sende mi öldürmek istiyorsun beni yabancı? Güneşin doğuşuna yakın o sigaranı yak yabancı benle aynı anda yavaşça iç, o son dumanı içine çek ve o dumanı bıraktığında ölmüş olacaksın, ölmüş olacağım, ölmüş olacağız.
10 Eylül 2015 Perşembe
Nasılsın?
Nasılsın? İyisindir umarım. Benim buralarda sonbahar. Hala yapraklarının rengarenk olduğunu görmek güzel. Hep güzelsin. Kafamdaki "mükemmel" tanımısın diye demiyorum, için güzel, kalbin güzel, öptüğüm parmak uçların her şeyden güzel. Sahi gerçekten nasılsın? İçin yangın yeri mi? Benim içim kutuplardan soğuk. Aslında sen bilirsin ben soğuk havaları hiç sevmem hemen burnum akar hemde çok üşürüm sen söylerdin "üşümüyorum dersen eğer üşümen azalır" diye, ağzımdan düşmüyor "üşümüyorum" kelimesi ama her yanımı buz kaplamış, çözülemiyorum ve inan çok üşüyorum. Ben mi? Ben mi nasılım? Bıraktığın gibiyim demeyeceğim, öfkeliyim çoğunlukla, kızgınım, kızıyorum her şafakta sana. Güneş doğunca tekrar küsüyorum sana gece çökünce yalnızlığıma öfkeleniyorum tekrar. Böyle sonsuz bir kısır döngü içindeyim. Ben bıraktığın gibi değilim. Ben bıraktığından beri çok değiştim. Cırcır böcekleri terkedene kadar ağaçları yazdım ben sana. Okumadın. Okuyamazdın. Sen bana hep baktın. Sen beni görmedin hiç. Nasılsın? Kızgın mısın bana hala? Sönmüyor değil mi içinde ki yangınlar sanki her nefesinde harlanıyor alevler. Beni sorma ben korkuyorum senden. Hayal kırıklığı taşıyorum kalbimde bakma öyle iyi falan değilim. Hayal kırıklığının en koyu tonlarını taşıyorum gözlerimde, beni gören yabancılar farkediyor bunu. Senin bana hiç ihtiyacın yoktu biliyor musun senin sadece birini parçalamaya ihtiyacın vardı. Hep kurban bendim. Sinirlenme hemen yine üstüme oynuyorsun diye, bende kırdım seni bende parçaladım seni, aşktı bu iki kişinin birbirini son zerresine kadar tüketmesi. Parmak uçların tenime deyse yanacağım, aynı cehenneme düşeceğim, korkuyorum. Gelme. Bulma kızgınlığının geçmesini arayan yollar. Çünkü ben seni içimde affetmek istedim ve inan girdiğim her sokak çıkmazdı. Ve benimde gücüm kalmadı çıkmaz sokakları aşmaya. Hala kapanmamış kanayan yaralarım var. Nasılsın, geçti mi yaraların? Umarım derin değildir pıhtılaşmıştır akan kanların, başka bir aşkında akıtmanı isterim o kanları. Helalleştim ben içimdeki senin aşkınla ve seninle. Senin aşkın senden önce gelir bende. Nasıl mıyım? Beni doğuran annem bile yapmacık davrandığımı farketmeyecek kadar iyi bir oyuncuyum ve içimde o kadar berbat bir yalancıyım. Nasıl mıyım? Çok sigara yakıyorum içimdeki sızı geçsin diye. Nasıl mıyım? Dizleri kanasada yere düşürdüğü dondurması için ağlayan bir çocuk gibiyim. Nasıl mıyım? Biraz senim, biraz seninim, biraz sensizim, biraz bensizim, biraz eksiğim.
23 Ağustos 2015 Pazar
Yalnızlık
Biz insanlar
çok garip varlıklarız. Yalnızlık bizim varoluş sebebimizken yalnızlıkla başa
çıkamıyoruz. Yalnızlıktan korkuyoruz. Daha çok sessizlikten. Etrafımızda
yalnızlığımıza karışmış insanlar var. Her birinin bir adı ve beraberinde bize
hissettirdikleri duygular. İyi veya kötü çevremizdeki her insana bir çeşit
hisler besliyoruz. Yalnızlık bana göre bir his değil görülmez duyulmaz
tadılmaz… Yalnızlık kalbin ritmini değiştiren bir şeydir. Aşk ve nefret gibi
hızlandırmaz kalp atışlarını yalnızlık kalbinin atışını yavaşlatır. Bazen bir
madde olur ve sen onu kabullenirsin. En doğru şey onu kabullenmek. Yalnızsan
yalnızsındır işte etrafında ses yoktur en büyük varlığın sessizliktir. Farkında
mısın bilmiyorum ama en güzel filmi yalnızken seyrettin, en güzel kitabı yalnız
okudun. Yalnızlık kendinle yaptığın en güzel buluşmadır aslında. Kötü bir şey
değildir. Ağlanacak bir durumda yoktur aslında çünkü etrafında sürekli senin
yalnızlığına karışmak isteyen insanlar olacaktır. Yalnızlığı biz seçmeyiz her
zaman. Yalnız kalmak zorunda bırakılırız onu kabulleniriz. Tek başımıza gülmeyi
öğreniriz. Sessizliği dinleriz ve sonra etrafımızdaki sesleri kabullenemeyiz.
Hem hastalık hem ilaç. İşin iyi yanı insan kendini sorgulayıp daha objektif
bakabiliyor hayatına. Görmediği şeyleri görebiliyor. Sevdiğinden nefret
edebiliyor. Duyduğu seslere tepki olarak daha çok yalnızlığına çekilebilir
insan ama ona elini uzatan birini de geri çevirmez. Kırgınlık taşıyan insanlar
çabuk inanır her şeye. Yalnızlık aşkla dolmaz yalnızlık öfkeyle dolmaz.
Yalnızlık doldurulamaz bir şey. İçimizdeki o yalnızlıktan korkan çocuğu
büyütmeliyiz. Yalnızlık bizim içimizi ruhumuzu temizler. En güzel terapidir
yalnızlık. Yeni şeyler keşfetmek için en ideal yoldur çoğu zaman. Yitirdiğin
şeylerin üzerine toprak döktüğün zamandır. İnsan en güzel şeylerini yalnızken
yaşıyorken neden bu kadar korkuyoruz yalnızlıktan? Neden sessizlikten
korkuyoruz? Birilerinin ellerini tutarak mı devam edebiliriz sadece? Birilerine
muhtaç mıyız? Yalnız başına yürüyemiyor musun sokaklarda? Yürüdüğün kendi yolun
mu? Unut her şeyi. Bir ses dahi duymadığın zaman yalnızsındır. Seslerin içinde
yalnızlık olmaz. Kabullen affet kendini senin suçun değil bu, kendi yolunu çiz.
Yitirdiğin şeylerin üstüne asfalt dök ve o yolun üstünden yürü. Yalnızlık en
güzel yoldaş sana. Güvenip saklanabileceğin tek liman. Yalnızlığı kabullenirsen
eğer korkmazsın yalnız kalacağım diye, her şeyi dener sürekli hatalar yaparsın.
Zaten kabullendiğin bir şeyden de korkmazsın isteyerek gidersin yalnızlığa. Zaten en güzel yaptığın kahveyi de sigaranı
yakıp yalnızlığınla içmedin mi?
28 Temmuz 2015 Salı
İnsanlar
İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmalı. "seviyorum" diyorsa sevmeli "gidiyorum" diyorsa gitmeli. Kırıyorsa gelip özür dilememeli hiç bir şey olmamış gibi devam etmeli. Dolmuşta birine çarptığında özür dilersin birinden bense "biri" değilim. Senin söylediğine göre "ailenim". Hoş bir insan ailesinin sözüne güvenmeyip etrafında istemeyip defalarca kaldıramayacağı şeyler söylemez. Ama ben aileyim, aile sıcaktır güven vericidir ve affedicidir. Nankör olunmamalı bu hayatta. Her şeyin değeri bilinmeli en kötü duyguların bile, şükredilmeli. Kaybettiğin bir şey için şükrettin mi hiç? Oturup düşündün mü? Kendi ellerinle kaybettiğin bir şey için şükrettin mi? Ben ettim, evet çok acı verici sanki kemiklerim teker teker kırılıyormuş gibi sanki kirpiklerim tek tek koparılıyormuş gibi hissettim ama yine de şükrettim. Yarım kalan çoğu şey bir yerden devam eder yarım kalan her şey şekil değiştirip yolunu çizer. Yarım kalan bir aşksa eğer ya onunla yada başka birisiyle devam eder. Yarım kalan hayallerinse eğer başka şekillere bürünüp aynı sonuca çıkar buna benzer milyonlarca örnek verebilirim. Çektiğim acıyı ya da çektiğimiz acıları tarif edemem yada anlayamam herkesin acısı kendinedir bu hayatta kimsenin acısı kimseden üstün değil. Anlayacağım tek bir acı çeşidi var oda "ölüm" onu da sadece yaşayan bilir zaten. Acılarını tarif edememem gibi sevinçlerini mutluluklarını da tarif edemem sana. O kadar çıkmazda olduğunu düşünmüyorum o kadar da çıkmazda değiliz buna inanmamız lazım! Bırak yılları, ayları, günleri saniyeler geçiyor hayatımızdan. Geçen her saniye bizim hayatımızın bir parçası. O değerli saniyelerimizi harcadığımız insanlar için pişmanlık duymayı bırakmalıyız artık yada yapamadığımız şeyler için. Hala nefes alıyorsak hala bir şansımız var demektir. Kendine söz ver mesela? Ben bir daha ağlamamak için kendime söz verdim sende bir daha güvenmeyeceğine yada hemen bir şeye inanmayacağına ver. Başkalarının koştuğu yolda yürümemeyi öğren. Kendine yeni bir asfalt dök ve oradan yürü. Koşmak zorunda değiliz zaten insanlar emeklerken koşacaklarını bilmezler sende koşmayı bilmiyormuş gibi yürü. Sonu yokmuş gibi har vurup harman savurma hiçbir şeyi. Her şeyin sonu var, iyi yada kötü. Sen bencil ve nankör olma. Aldığın nefes için bile gülümse. Boşver kimse seni sevmesin boşver hiç arkadaşın olmasın. Sen hayatı anlayacaksın ve hayatta bu zamana kadar hiç fark etmediğin şeyleri fark edip mutlu olacaksın. Üzüleceğini bilsen de o taşın altına elini koy. İlk adımları sen at. Cesur ol. Gerekirse defalarca yenil defalarca düş, her zaman gülümseyerek kalk. Unutmaman gereken bir şey var ki; bu hayatta seni yere düşürebilirler ama kimse seni içten yıkamaz bu her zaman senin seçimindir. İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmayacaklar, insanlar için sözcükler havaya karışan bir şey. Bu yüzden duygularını kontrol etmen gerek bunu öğrenmen gerek. Bende yeni başladım öğrenmeye biraz zor ama yapılmayacak kadar imkansız değil. Bir gün uçan bir kelebek gördüğünde gülümsüyor olursan eğer hayatı yaşamayı öğrenmişsindir.
21 Temmuz 2015 Salı
Savaş
Hissizlik ödediğim en büyük bedel. Ağlayarak kanayarak her bir duygumu kabimden tırnaklarımla kazıyarak attım. Geriye simsiyah bir zift kaldı. Kalbimin her bir köşesine o zifti dağıttım. Hiç bir duyguyu hissedemiyorum artık. Beynimin o kısmı uyuşmuş gibi algılamıyorum artık acı verici yada mutluluk veren şeyleri. Yaşayan bir ölü gibiyim. Gibisi fazla tamamen öyleyim. Ancak yaşayan biri intihar edebilir benimse tek çarem hissizlik. Ölü biri intihar edemez. Ölü biri tekrar ölemez. Ölüme yakın yaralar açar kendinde her gecenin sabahında kapanır yaralar. Her gece kendini öldürmeye çalışır her sabah iyileşir. En büyük bedel bu. En acı bedel. Birinin gelip beni iyileştirmesini beklemek o kadar saçma ki benim için. Kimse iyileştiremez beni. İyileştirmek için dokunsalar bile yara yaparlar. İşin iyi yanı gözüme perde indi ve sadece görmek istediğim şeyleri görüyorum. Böyle daha kolay. Umrumda olmayan şeylerin umrumda olamayacak kadar değersizleştiği bir dönem hatta bazı bana yalan söyleyip kandıran insanların sokaktan geçen bir köpek kadar değerinin kalmadığı bir dönem. İnsan seslerine tahammülüm olmadığı bir dönem. Merhamet yok. Herkes hakkını sonuna kadar kullandı. Herkes bana gelip hesap sordu. Şimdi sıra bende. Şimdi ben hesap soracağım. Onlardan değil, kendimden. Beni bu kadar yaralamalarına nasıl izin verdim? En büyük bedeli neden ben ödüyorum? Kaybolmak istiyorum. Kendi içimdeki denizlerde yada çöllerde. Sessizlik beni deli ediyor ve kafamda konuşan o ses artık yok. Onuda mı attım içimden sahiden? Dağılıyorum. Dağıldığımı biliyorum toparlayamıyorum. Bu sefer fena battım biliyorum ama içimden kendimi bile attım ben nasıl toparlayacağım? Parçalarım kayıp. İçim soğuk. Ağlayamıyorum. Gözlerim bile dolmuyor. Eskiden deli gibi saatlerce sesim kısılana göz yaşlarım bitip sessiz iç çekişlere dönene kadar ağladığım şeyler artık sadece derin nefes almamı sağlıyo. Ağlayamamak ikinci en büyük bedel. Kızgın öfkeli nefret dolu değilim ama içimde sevgi kelebekleride uçmuyor. Nötr olmak gibi. İçim boş. İçim uçurum değil ben bunu anladım uçurum olsa atlayıp kurtulabilirdim ama içim boşluk benim boşlukta asılı kalınır, asılı kaldım. Umutlarımda bitti ben ki en hayalperest bir kızken umutlarımın köküne balta sapladım. Umutlarımı bile kendim bitirdim. Artık inanmıyorum umut insanı derbeder yapan tek şey. Sigara bile keyif vermiyor artık. Ciğerlerime nefes girmiyor gibi. Koskoca okyanusta kaybolmuş bir gemi gibiyim. Kaptanı bende değilim. Kaptanı yok rotası yok. Nereye gideceğimi bilmiyorum kıyıya ulaşmayı beklemiyorum zaten. Dipte bile değilim. Sahi ben nerdeyim? Uyuyamıyorum. Kabuslar görüyorum. Uyuyunca geçmiyor. Zaten geçecek olan şeyleri de bilmiyorum ne geçecek ne kurtaracak beni? Kayıp bir ruh gibiyim. Bir yere ait değilim yada birine. Sürüden atılmış bir kurt gibiyim. Hastalıklı diye yaklaşılmayan bir insan gibiyim. Hayır gibisi fazla tamamiyle öyleyim. Biri bana ölümü okusa ya. Ölemiyorum, bari biri bana ölümü okuyup anlatsın. Soğukluk yakıyor bedenimi. Çığlık atmak isterken saatlerce susuyorum. Var mıyım yok muyum belli değil. Beni artık kimse yaşadığıma inandıramaz. Ben yaşadım ve bittim. Kendimle verdiğim savaştan kendim yenildim.
12 Temmuz 2015 Pazar
Bilinmeyenler
Kadın da adam kadar aptaldı. Neydi bu yaptıkları? Kadın karanlıktan kurtulmuşken adam niye o karanlığı tekrar kadına sağladı? Neden karanlığın içine hapsetti tekrar kadını? Canı yandı diye mi? Adam karanlıkta değildi adam griydi, ne beyaz ne siyah. Adam belli ederken siyahını yada beyazını kadın belli etmeden gösterdi kendini. En derin yerlerindeki karanlığı, siyahlığı sakladı kadın. Kadın babasından görmemişti bir sevgi. Arkadaşları şikayet ederdi "babam öpünce sakalları batıyor" diye. Kadın bunu yaşamamıştı ve bunu da o karanlığa gömmüştü. Yıllar sonra o adamı gördü. Emindi kadın kendinden her şeyi o adam olacaktı. Adam kadının ciddiyetini sonradan anladı ve yapacak başka bir şeyi olmadığından o sıcak kalbini açtı kadına. Isındı kadın. Sımsıcak oldu. Adamın her bir gülüşünde, her bir dokunuşunda karanlığını unuttu. Ve bir gün adam sakallarını uzattı. Ve kadını öptü. Kadının o karanlıkta kalmış tarafı o adama bağlandı. Ve kendi kendine fısıldadı "sakalları yüzüme battı" diye. Artık kadın vazgeçemezdi adamdan. Adam onun bütün karanlığıydı vede eksik parçaları. Adam gittikçe kadının karanlığına girdi. Girdikçe parçaladı kendini, duygularından emin olamadı "bu kadar karanlık olmamalı"dedi kendi kendine. İstemezdi kadınının bu kadar karanlığa bulaşmasından. Kadın korkaktı. Belkide bu dünyadaki en korkak en aciz insanıydı, ama belli etmezdi kimseye her şeyi içinde yaşardı. Adam kadının ışığı oldu, aldığı nefes oldu adam bunu farketmedi. Adam acı çekiyor diye kadın kendine daha da beter acılar çektirdi. Kadın ruhunu parçaladı adam için duygularını köreltti ve adamın gitmesine izin verdi. "Dipteyim, daha da dibe batamam" dedi kadın ve kendi o karanlığa hapsetti. Kadın adamın sakallarını sevdi, gözlerini, ellerini... Kadın inandı ki o sakallar ne zaman kesilirse o zaman ömrü kısalacaktı. Böyle batıl bir inanca sahipti kadın adamdan habersiz. Adam da kadına derdi "saçlarını kestirme" diye, belki adamda batıl bir inanışa sahipti kadından habersiz? Bu kadar belirsizlikte bir kadın bir adam. Bu çok bilinmeyenli denklemi çözmeden daha çok bilinmeyen eklediler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar en derin duydularını vermişlerdi birbirlerine, nasıl vazgeçeceklerdi? Aşk bu kadar basit miydi? Aptaldı ikiside bir haltı beceremediler defalarca yaraladılar birbirlerini sonrasında beraber sardılar. Kadın adamın şah damarı gibiydi. Adamın şah damarı kesilirse adamda ölecekti kadında. Kimse anlamazdı zaten onları. Bir başka bakarlardı onlara. Kadınla adam yalnız kalmaktan korkmazdı. Onlar bir yalnızlığı ikisi paylaşırdı, onlar için aşkı paylaşmaktansa yalnızşığı paylaşmak daha önemliydi. Adamın canı yandı kadının canı yandı diye. Adam öfkelendi kadının karanlığına. Kadın hayatında ilk defa korktu adamı tamamen kaybetmekten, bu kadar karanlık olduğu için nefret etti kendinden. Adamı üzdüğü için nefes almak istemedi. Kadın öldürdü kendini artık adamla ilgili hayaller kurup yalnızlığı paylaşmayacaktı. Tek başına olacaktı. Adam önce sakallarını kısalttı, kadının kalbi yavaşladı. Sonra adam kadının öleceğini bile bile sakallarını kesti kimse kadını bir daha görmedi.
16 Haziran 2015 Salı
Yapma
Yapma. Beni hiç
tanımıyormuş gibi konuşma. Hiç ellerimi tutmamış gibi bakma bana. Daha fazla
yaralama. Her şeyi üstüne alıp en büyük fedakarlığı yapmış gibi bakma
gözlerime. Yangınlarımı söndürmüş gibi dudaklarını büzme. Yaralarımı sarmışsın
gibi hareketler yapma. Yapma işte. Sen beni güçlendirdin ya hani. Güçlenmemin tek
sebebi senmişsin hani. Yapma içini rahatlatmak için böyle düşünme. Belki etkin
vardı üzerimde belki birkaç adım daha attım senin sayende. Ama ben sana
geldiğimde de güçlüydüm, sen benden gittiğinde de güçlüydüm. Ben hiçbir zaman
duvarlarımı yıkmadım. Yapma gardını indirmeyen tek sen değilsin. O kadar
bencilsin ki! Üzülen tek sen değilsin. Güçlü olan tek sen değilsin. O kadar
saçma ki “güçlü olmak” cümlesi. Güçlü olup olmamamın bir önemi yok ki! Önemli olan
duruştur, karakterdir. Varsın içim yansın varsın her gece sen kanasın yaralarım
varsın tüm dünya bana düşman olsun vazgeçmeyeceğim yolumdan. Güçlü olmak bu mu
sadece? İstersen yine gidersin seni bana bağlayan bir şey yok ki artık. Ama beni
sana bağlayan bir şeyler var adını tam koyamadığım. Duygu karmaşası yaşadığım. Yapma
işte beni hiç sevmemiş gibi dokunma. Tüm dertler senin başında toplanmıyor. Gerçi
ne kadar saçma beni hiç sevmediği halde özleyen bir adama aşkı anlatmak. Bitiyorsa
aşk değildir diye bir şeyler duymuştum. İçimde bitmeyen bir şeyler var ama aşk
değil başka bir şey ama adım kadar eminim senin içinde bazı şeylerin
bittiğinden. Sen bana aşık olduğunu sanan bir adamsın. Gerçek bu! Hiçbir zaman
aptal olmadım ben hiçbir zaman, sadece gerçekler canımı yakmasın diye hiçbir şeyi
bilmiyormuş gibi yaptım ve sabırla bekledim. Yapma böyle bana beni ayrılacağın
zamana kadar planlı bir şekilde davrandığını bana anlatma. O kadar öfkeliyim ki
sana değil şu aptal kafama. Sen kendin kaybettin beni. Sen kendin sana kendini
adayan birini kaybettin. Neden kaybettin Allah aşkına? Ne istedin daha benden? Yapma
olmaz işte seni sevmememi istedin sevmiyorum işte bana gelip soğuksun deme. Ne bekliyorsun
hala kapında yatmamı mı? Sevme dedin sevmiyorum, aşık olma dedin unut dedin ama
ben sana bir söz verdim. Sözümde durmaya çalışıyorum sana mesafeli bir şekilde.
İki saniye baş başa kalsak omuzlarında ağlayacağımı biliyorum bunun önüne
geçmem gerek neden beni anlayamıyorsun? Neden kendini benim yerime koymuyorsun.
Yapma ben kendimi senin yerine koyabiliyorken sende kendini benim yerime
koymalısın. Ben hiç güçsüz olmadım ben aslında hiç kaybetmedim, aç gözünü. Sen gittin
başkalarına o yanıyor dediğin yerlere su serpsinler diye sen gittin
başkalarının sevgisini istedin ama bende bulduğun sevgiyi bulamadın sen gittin
başka elleri tuttun başka insanlara güldün. Bende gidebilirdim, gidersem
dönmeyecektim ama hep bir bahane buldum kendime ve hep kaldım. Şimdi gitmek
istesem gitme bile diyemeyecek bir adamsın sen. Ben seni aşkla doldurdum. Yapma
aç gözünü benim yaptıklarımı da gör. Sana hep söylemek istemiştim nasip
bugüneymiş. Çok yalvardım sana eğer o zamanlar bir gram sızladıysa için şimdi beni
sevmesen de olur bu bile bana yeter. Her geldiğinde gideceğini bildiğim halde
yüreğime aldım seni. Güçlü olmak zor be adam. Hele ki güçlü durmak için içinde
kazanmak zorunda olduğun savaşlar çok zor. Ölüp ölüp diriliyorum, savaşta
etrafımdaki insanların bir bir ölüşünü seyrediyorum. Nasıl seyrederim içimdeki
savaşta senin öldüğünü? Sen seyrettin mi benim öldüğümü? Beni yaraladıkça ben
hep kendim sardım ya da sarmaya çalıştım ama sen hep başkalarından yardım almak
istedin. Kim güçlü adam? Yapma güçlüsün evet ama benim kadar değil. Ben sana
kendimi teslim ettim, ettim çünkü daha da güçlen istedim beni sorumluluğun
olarak gör istedim, “erkek” ol istedim. Çocuktun adam oldun. Gideceğin yerlerde
gururla söyle beni. Ben seninle gurur duyuyorum. Yapma sakın ola ki ağlama inan
ben bir damla gözyaşı dökmedim. Sen yapma ama ben yapmak zorundayım. Dediğim o
zor yolu tek başıma yürümek zorundayım belki ormanı yakmalıyım. Ama o bir tek
ağaç yanmamalı, oraya başka biriyle gel ve gölgesinde otur. Yapma, sakın yakma o
ağacı lütfen canımı yakmayı geçtim beni öldürürsün. Yapma, çünkü ben seni çok
sevdim.
11 Haziran 2015 Perşembe
Öfke
Ne zaman gitmek istesen sana hep "gitme" dedim. Kendimi yolunun önüne attım ve sen üstüme basa basa gittin. Hayır utanmadım, gocunmadım bundan. Kendimden vazgeçecek kadar benim sevgim. Önümüze bir taş çıksa beraber kaldırmaktansa tek başına o taşın üstünden atladın. Bense aptal gibi sen taşın üstündeyken o taşı sırtladım ve yoluma öyle devam ettim. Sen ellerimi hep bıraktın ben hiç bırakmadım. Senden bir şey beklemiyorum. Sen aslında hiç yorulmadın, sen kendini buna inandırdın için sızlamasın diye. Yorulan bendim ve ağlayan ve de defalarca kanayan. Yandım dedin yağmurlar yağdırdım, üşüdüm dedin yangın çıkarttım. Sahi sen hiç mutlu olmadın mı? Hiç mi yaptıklarımı göremedin? Yoksa görmek mi istemedin? Çünkü gideceğini biliyordun emin değildin kendinden görmezsem daha kolay atlatırım dedin kendi kendine. Sana beni sevmedin aşık olmadın demiyorum farkındaysan çünkü aşıktın ve sevdin. Ama karşıma geçip bende yara aldım deme bana sakın. Bende yaktım deme. Senin yaraladığın bendim, yaktığın da bendim. Senin yaran yok kendini kandırma ben sana hiç yara açmadım. Bu aralar ama biraz değişik hissediyorum. Sanki buzlaştı içimdekiler soğudum çoğu şeyden, senden. Hiçe sayılmak nedir bilemezsin. Bana yaşattırdıkkarını yaşatmadım sana. Merhametimden sevgimden kıyamadım sana. Ama burada bu kadar acı çekmektense cehennemde yanmayı tercih ederim. Aklım karıştı benim. Aklım artık almıyor. Arkama bakıyorum, yaşadıklarımıza. O zamanlar niye içimde buz dağları oluşturmamışım ki? Şimdi rahatım. Sana karşı en ufak bir hissim yok. Sen sadece sensin. Geçmişte hiç bir şey yaşanmamış gibi. Dedim ya kendimi hep önüne atmışım, üstüme basa basa gitmişsin. Sen bunu yapamazsın. Ben gitsem sen kalkıp bana "gitme" diyemezsin, kendini yoluma atıp üstüne basıp geçmeme izin vermezsin. Sen kendinden vermedin, sen korkaksın. Belki de güçsüz. Yaptığım için pişman değilim sadece bu kadar yaptıklarımın hiçe sayılmasına öfkeliyim. Sen benden hep gülerek gittin. Beni geri döndüğünde bıraktığın yerde bulacağını bilerek gittin. Kalkabilirdim sen üstüme basıp gittikten sonra. Aptal olma sadece seni bekledim ellerini tutmak için yoksa kalkamayacağımdan değildi. Ama çok akıllandım artık ne önüne attım kendimi ne sana gitme dedim. Bencilsin. Her zaman senin doğruların var. Herkesin acıklı bir hikayesi var tek sen acı çekmedin. En büyük bencilliğin neydi biliyor musun? Gittiğin halde acı çektin. Benim çekmem gereken acıdan kendine pay çıkarttın. Ama unutmayacağım. Sen benden gülerek gittin. Ve şimdi uğurluyorum seni içimden. Güle güle git artık öğrendin tamamen gülerek gidebilmeyi. Ama bir gün nasılsa ağlaya ağlaya geri döneceksin.
6 Haziran 2015 Cumartesi
Kafama Takmıyorum!
Bir
arkadaşım bana “şu hayatta takacağın en son şey gençlik döneminde ki aşklar
olsun” demişti. Kafama takmıyorum ki! Ama
yinede kafama takılması bile güzelken gerçeğini sen düşün. Benim ki platonik değildi
yani. Ama onu sevmek bile o kadar güzel ki sevmekten vazgeçmeye kıyamadım. Bana
kıysada canımı acıtsa da onu suçlamadım. O beni çok sevdi. Eminim zorunda
kalmıştır, başka çaresi kalmamıştır ki beni acıtmıştır. Yok canım kafama
takmıyorum. Mesela aşk kokardı cennet gibi.
Bir gözleri vardı ki sorma. Böyle derin derin bakardı o anlar boğulmak isterdim
gözlerinde. Sarılırdı beni içine sokmak istercesine. Aptal işte ben zaten
içindeydim, kalbinin en güzel yerindeydim ve asla ne olursa olsun
gitmeyecektim. Gitmedim zaten ama o
gitti. Kalbimde o boşluğu bıraktı. Orası atmıyor mesela. Ama hala onu gördüm mü
yüzümde aptalca bir sırıtış olur ve kalbimin o atmayan yeri atmaya başlar. Çok güzel
gülerdi o. Ben hiç güzel gülemezdim ama o gülerken çıkardığım o domuz sesini
severdi, dalga geçerdi. Zaten bütün kusurlarımı sevdi. Aşk buydu sanırım seni
değil kusurlarını sevmek. Sağ tarafındaki boşluğu onun kalbiyle doldurmak. Aşk onun
gülüşüyle sarhoş olmaktı ve bayım sarhoşları lütfen üzmeyin. Birden ayılınca
neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Çok büyük beklentilerim vardı ondan. Çok güzel
hayallerim vardı. Elimden gelse en mutlu anımızı çerçeveletip duvarıma asardım.
Elimden gelse odama kilitlerdim onu. Bir başkası benim hazinemi bulsun istemem.
O benim. Ve öylede kalacak. Ömrüm boyunca seveceğim sanırım, belki o da benimle
olmak ister tekrar? Hayır kafama falan taktığım yok, sanırım sakallarına aşıktım
en çok yada ellerinde ki nasırlara. Sanki oraları öptükçe geçecekmiş gibi
gelirdi acısını alıyormuşum gibi. Hiç kaybetmek istemedim onu. Hiç sevmekten
vazgeçmedim. İstemeyeceğim başka nasırlı eller, aşk kokan tenler. İlk ve sondu.
Belki tamamiyle şanslarımızı bitirmişizdir bilemem ama ne olursa olsun
istemeyeceğim ve başkasıyla olmayacağım. Oda olmasın. İstemiyorum ben. Kafama taktığımdan
değil vallahi. Kafama takmıyorum çok. Sigara içiyorum, müzik dinliyorum ve
kitap okuyorum. Kafama takmıyorum ama çok seviyorum. Keşke demek istemiyorum
ama keşke hep yanımda kalsa. Her gece ona kitap okusam beraber şarkı söylesek
veya alışverişe gitsek. En büyük halimdi benim bana tek taş alıp takacağı gün. Başka
birine o tek taşı taktığı zaman sanırım öldüğüm gün olacak. Benim hayalimde
gereksiz kişi kalacağım, benim hayalimi başkası yaşayacak. Hayır ya kafama
taktığımdan değil arada aklıma geliyo işte. Aklıma geldikçe sigara yakıyorum. Ve
kafama takınca üzülmüyorum kafamdan gidince üzülüyorum. Tamam kabul kafama
takıyorum ama ne yapayım sen söyle çok seviyorum be!
4 Haziran 2015 Perşembe
Karanlığım
Karanlığı mesken edindim kendime. Çünkü karanlıkta görmek istemediğim şeyleri görmem. Işık herşeyi gösterir, gözlerim kanar kalbim gibi. Karanlık sakin sessiz ve huzurlu. Ve birde sigara karanlıkta daha güzel içiliyor. Geceleri de ondan severim. Yine de hiç bir karanlık içimdeki karanlığa denk değil. Yinede ben her gece gökyüzüne sigaramın dumanıyla onun gözlerini çiziyorum. Hiç bir ışık onun gözlerinde gördüğüm ışıktan güzel değil. Ve ışık karanlıkta varolamaz. Onun ışığı bile benim karanlığımı aydınlatamadı. Bir ara geceleri hiç sevmedim onun ışığı var diye ama o ışığını söndürdü içimde. Şimdi geceleri ve karanlığı daha çok seviyorum. Görünmeyen kelepçelerle bağlamışlar karanlığa beni artık ne yapsamda kurtulamam. Ama en çok onun ellerini sevmiştim ellerimi bu kelepçelerden daha sıkı tutardı. Karanlık bana onun en güzel yanlarını hatırlatır ve sigara hep bu güzel anılara yakılır. O ki benim en güzel karanlığım. Bir sigara daha yakarım sana diyip bir paketinin sonunu getirdiğim gecelerde ben hep onun kokusu niyetine duman çektim içime. Bir kokusu vardı cehennemde açmış çiçekler gibi. Ve benim karanlığım cehennemden bile fazla. Boynumda dudakları var sanki hala ve ben her karanlık çöktüğünde onu öpüyorum gizlice. Benim karanlığımla ne kadar başaçıkabilirdi ki zaten? Halbuki benim karanlığımla onun ışığı sevişirdi her gece biz uyurken. Karanlığım. Geceden bile. Siyahlardan bile. Korkuyorum. İçimde acıyo biraz. Ümitsizlik karanlıktan da beter. Ama yinede dudaklarına dokundu parmaklarım. Karanlıkta kalma sebebim bu. En minik hücreme kadar işledin. Benim karanlınğım senin tenin. Ve en güzel şeydi alnımdan öpmen. Karanlığı mesken edindim ben. Karanlığım sen karanlıkta kalma sebebim sen. Senden vazgeçmedikçe karanlığımdan da vazgeçmeyeceğim.
29 Mayıs 2015 Cuma
Bu Gece Aç Kalbini Adam
Boş ver bu
akşam ne öpüşelim ne de sevişelim adam. Bu akşam içimizi dökerek ağlayalım
beraber. Sen benim göz yaşım ol ben senin. Kalbim kalbin olmuş, ellerim
ellerinde. Bak geceye, gece de ağlıyor bizimle. Sana bugün ağlayan kelimelerle
konuşacağım adam. Bahsedeceğim konu, sen ve ben. Yani biz. Biz ve bizim
aşkımız. Dudaklarının tadını hatırlıyorum ve kafamı boynuna gömdüğümde aldığım
o aşk kokusunu. Ben ağlarken ben ağladığım için ağlayarak ağlama deyişini. Bana
araba çarptığındaki panik oluşunu. Karamele alerjim var bilirsin. Arkadaşlarımızın bize beşinci ayımızda yaptırdığı sürpriz karamelli pastayı
hatırlıyorum. Alerjim var diye herkes yerken ben izlemiştim ve sen bana
kıyamayıp bir parça keki temizleyip yedirmiştin. Hala her şey saniyesine kadar
aklımda. Hala şu ay ve yıl tarihlerini biraz karıştıryorum kafamda. Çıkma tarihimizi
bile zor ezberlemiştim. Hatırlarsın bize sorduklarında sen cevap verirdin. Ama doğum
günü tarihini hiç unutmadım. Doğum günün benim miladım, doğum günün benim
doğduğum gün. Saatlerce bakışırdık seninle. Sigara içerdik beraber. Bugün sen
al yarın ben derdik. Birimiz aç kalsada diğerine yedirirdik. Kendimize bir dünya
kurduk ve orada yaşadık. Sonu hiç gelmeyecekmiş gibi. Sonra büyüdük. Duygular değişmedi
ama mantık öne çıkmaya başladı. Yada özgür kalma hissi. Alıştığımızı sanıp
aşkımızı yitirdik. Aslında bu ayrılıp barışmalar bize çok yaradı. Ne kadar hep
sen gitmiş olsanda. Birbirimize hayatlarımızdan vererek fedakarlık ettik. İlerde
yaşayacağımız aşkı biz birbirimize verdik. Biz hep “onlar bitmez” olarak
kalacağız ve gerçektende bitmeyeceğiz. Biz biririmizin içinde yaşayacağız. Sen benim
ilk göz ağrımsın. Sen benim ilk aşkımsın. Sen benim ilk kahramsın. Sen benim
ilk güvendiğim adamsın. Senden nasıl vazgeçerim? Şimdi başka yaşamlar süreceğiz
birbirimizden ayrı. Ama ne zaman yere düşsem sana koşacağım. Ne zaman beni
üzseler senden medet umacağım. Sen benimsin ben senin. İnsan nefes almayı
unutmaz adam insan nefes almayı hissetmez. Ama insan arada
derince nefes alır. Bizde öyle olacağız birbirimiz için, derince alınmış nefes
olacağız. Boşver bu akşam sarılarak yatmayalım onu çok yaptık. Bu akşam hep
ağlayalım. Hatırlar mısın? Okul çıkışı akşam olmuştu parkta oturmuştuk ve
sigara içiyorduk yağmur yağdı. Ve biz o yağmurda öpüşmüştük. Her yağmur yağdığında ben o anıyı hatırlarım hep. Yağmura inat öpüşüyorduk sanki. Ben ilk kez senin
yanında sarhoş oldum adam. Ben hep
kitaplardaki aşklara özenirdim ufakken. Aşk fikrine aşık olan bir insandım. Aşık
olduğumu sanardım senden önce. Sonra seni gördüm. Biliyorsun sana ilk görüşte
aşık olmuştum ben. O an kitaplarda okuduğum gibi garipten müzik sesleri
duymadım yada midemde kelebekler uçuşmadı. Beynimi hissetmedim. Sesler kesilmişti
sanki. Ve sigaram yere düşmüştü. Bana ilk aldığın çiçeği denize atmıştım
defterimin arasında kurumasın diye. Ben hep okuduğum kitaplarda ki gibi istedim
aşkı. Ama sen bana onlardan bile güzel bir aşk verdin. Kitaplardaki aşk artık
sensin. Seni seviyorum adam, son nefesime kadar. Ama bu gece aç kalbini bana
adam sana ağlamaya geliyorum.
28 Mayıs 2015 Perşembe
Hikaye
Beni seveni
sevmeyi öğrenmem gerek artık. Benim sevdiğim benim sırtımı yere getirdi ama
beni seven benim sırtımı yere getirmez. Ama haksızlık olmasın oda istemezdi
beni üzmek. Ama hayat işte. Zaten sevmeyi öğrettiğim insanlar bana hep karşılıksız
sevmemeyi öğretti. Ben ders verdiğimi sanarken onlar bana en büyük dersi verdi.
Beni seveni sevmeliyim bundan sonra. Zaten bir süre sonra bende severim onu. Ne
eksik severim ne çok fazla. Kaybetme korkum olmaz mesela. Çünkü kaybedilecek
kişi benimdir artık. Boş yere savaşıp yormam kendimi. Savaşacak bir şeyim
yoktur çünkü. Savaşta benim içindir, karşımdakinin korkularıda. Hikayede sevilen
taraf olacağım artık, beni sevene kalbimi açtığım zaman. Belki beni duygusuz
olarak tanımlayacak beni seven. Halbuki bilemeyecek o duygusuz olmanın ne kadar
iyi olacağını. Oda bende öğrenecek kaybetmeyi, savaşmayı ve eğer gidersem
yokluğumda çekeceği acıyı. Benim öğretmenim gitti. Ve zamanı gelince bende beni
sevenden gideceğim. Ama o bunu bilmeyecek. Sonsuzmuşum gibi sevecek beni. Benim
öğretmenimi sevdiğim gibi. Bana gaddar diyecek arkama bakmadığım için belki de
kalbin yok diyecek. Beni hiç sevmedin diyecek. Ve söylediği her şeyin doğru
olduğunu bilmeyecek. Hala içinde bir umut besleyecek. Umut insanın içini
yavaşça öldüren bir zehir gibidir. Panzehiri ise sevdiceğindir. Ben panzehirimi
alamadığım için öldüm. Beni sevende beni alamadığı için ölecek. Ve bu böyle
devam edecek. Aslında bu hikayede öğretmenim de, beni sevende ve bende üzüleceğim.
Bu hikayenin bir kazanananı olmayacak. Başka hikayelere konuk olup yan
rollerimizi oynayacağız güzelce. Ama kendi hikayemize üzgünce bakacağız. Ben de,
öğretmenim de ve beni sevende bu hikayeyi unutamayacak. Son nefeslerimizde bile
bu sonunu getiremediğimiz hikayeyi hatırlayacağız. Hikayenin sonununda ben
öğretmenimle olacağım bana göre, beni sevense benimle olacak. Ama aslında kimse
birbiriyle olamayacak. Çünkü bu hikayenin bir sonu olmayacak. Üçümüzün arasında
yarım kalmış bir hikaye olacak ve herkes kafasına göre tamamlayacak sonunu. Ama
şimdi bunları düşünmemeliyim. Öğretmenim gitti. Ve ben artık hikayeme başlamak
için biran önce beni seveni sevmeyi öğrenmeliyim.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Git
Git artık ya. Git. Ama gidince olmuyo gelince de olmuyo. Olanlar sana değil hep bana oluyo. Bu çark hep sen tarafından çevrilip bana denk gelmiyo. Her nefesimde kaybediyorum seni. Her defasında acıyo şuram. Geçer mi dersin bu acı? Sertleşirmi avuç içlerindeki nasırlar gibi. Kabuk mu bağlar önce? Kanar mı sürekli? Gözlerimiz bakarken birbirine irislerimiz neden sevişir ki hep? Neden her defasında o gözlerin benim canımı acıtır? Ya nefesin? Nefesin tenimi neden yakar ki? Ne istiyorsun benden? Gidiyorsun, git. Geliyorsun, gel. Adım atacak halim kalmadı. Kendi yaralarından bahsetme bana adam. Yaralarımı göstersem korkar kaçarsın. Hem sen yara sarmak ne demek bilemezsin. Hele ki soğuk gecelerde. Ben seni hiç kanatmadım sana yaralar açmadım. Ben senden hiç gitmedim sen beni hiç kaybetmedin. Ne acı sanki sana ulaşmak için tuzaklarından geçmem gerek gibi. Kim katlanır adam bu tuzaklarına? Kim yanmayı kabul eder? Bana aşkından bahsetme adam. Senin aşkın bana komik gelir. Benim aşkımın tamamını görsen kaldırmaz senin yüreğin. Ne yapacağımı şaşırdım artık. Benim misin? Senin miyim? Biz miyiz? Söyle bu kalbin sahibi kim adam? Ben diyebiliyorum sana "o kalp benim" diye. Sende bu kadar sahiplenebilecek kadar güç var mı? Ben senden başkasının olmadım ama neydi başkalarında bir şeyler aramanı gerektiren ben seni bu kadar severken? Adam sus bana özlemekten de bahsetme! Sen ne anlarsın özlemekten? Sen özleme beni çünkü ben ikimize yetecek kadar özledim. Ama adam iyi duy artık beni "bitti". İçimdeki dar ağacına astım seni. Ne gözlerin, ne nefesin ne de avuç içlerin vazgeçirdi beni. Öldürdüm içimde seni. Hadi git sen artık. Git bir şey olmaz bana biraz acır sadece katlanamayacağım bir durum değil. Gitki acılarım da aşkım da özgürlüğüne kavuşsun. Asılı durduğun yerde ayaklarının altında ki tabureye tekmeyi bastım ben adam. Çırpınma gözümün önünde. Güçlü öl içimde. Ben seni güçlü olduğun için sevmiştim. Belki bir gün dirilirsin adam. Dirilince o çarkı tekrar çevirirsin. Çevirirsin ama bana denk gelmeyen bütün oklar beni gösterirde gelip bakarsın içime. Yanık bir orman görürsün. Ormanın tam ortasında bir tek ağaç kalmıştır. Git artık adam. Ben seni benden gittiğin kadar sevdim zaten. Ve en çok sevdiğim şeydi avcunun içine ellerimi alışın. Bende onun gibi kavramıştım seni. Neyse bakma arkana. Devam et ve git.
26 Mayıs 2015 Salı
Leş Kargaları
Benden sonra kimse seni bu kadar temiz sevmeyecek. Kimse seni iliklerine adını kazıyacak kadar istemeyecek. Yanında ki leş kargalarından medet umduğun bu günlerin birde ağlayarak yanıma geleceğin günleri de var. Hepsi başka bir oynaklık peşindeyken ben seni unutmadığımı sevdiğimi bil diye yazılar yazdım her gece. Herkes sana internetten yazılar atar çocuk. Ama kimse saatlerini harcayıp kelimelerini yazmaz sana. Geçicisindir onlar için. Hayatı umursamayan leş kargaları onlar. Bense hayatı çok erken öğrendim. Belkide ondan bu gelmeyişlerin. Güzel değilim, sakarım, birazda aptalım biliyorum. Ama çok temiz seviyorum. Beyazın üstüne koysan sevgimi beyaz kirli kalır yanında. Ve keza aynı şey benim içinde geçerli. Hiç bir erkek benimle olmak istemeyecek. Kim isterki ikinci bir erkek olmayı? Sevdiği kız eski aşkına yazılar yazacak ve o adam bu kızı sevmeye devam edecek? Kim kabul eder? Kimse. Kimse beni senin gibi sevmeyecek. Belki hiç kimse sevmeyecek. Kimse geceleri yüzüne yastık basıp hıçkırarak ağlamayacak senin için. Yada o mutluysa bende mutluyum demiyecek. Belkide bencil olmalıyım sana karşı. Ama gel gör ki hep sencilim. Ve ne yazık bunun değerini bilememen. Aradığın neyse bulamayacaksın. Bende gördüğün kadar aşkı, sevgiyi, güveni hatta korkuyu bile bulamayacaksın. Ama elbet anlayacaksın. Umarım sen anladığında ben başkasına gitmemiş olurum. Sevgimden vermemiş olurum. Pişman olmanı bile istemiyorum beni neden sevemezsin ki! Başka birine kendimi anlatmak o kadar zor ki. Bilirsin bazen çok saçmalarım. Duvarlarımı yıkmak istemiyorum. İçinde ufak bir kız çocuğu var ve korkuyor. Ve başka tenler başka kokular başka gülüşler hiç birini istemiyorum. Bunlar kaldırabileceğimden fazla. Başka biri bana gülüp dokunsun istemem. Kirlenirim. Sevgim kirlenir. Ama senin sevgin leş kargaları tarafından parçalandı bile. Sana verdiğim o temiz ve sıcak sevgimle sen şuan başkalarını temizleyip ısıtıyorsun.
Geceler
Seni ne
zaman seçtiğimi hatırlıyorum. Ama seni nasıl seçtiğimi hala bilmiyorum. Sanırım
bu bilemediğim şeye “aşk” diyoruz. Mesela sen yoksun ama hala cevabını
bilmiyorum. Gecelerce cevap aradım. Alışkanlık mı? Zaaf mı? Aşk mı? Nefret mi? Belki
hepsi belki hiç biri. Ben cevap ararken sen benim gecelerimde yoktun,
bilemezsin. Bir beklentim yoktu zaten senden sen bana bırakırsan ben tüm
cevapları bulurdum. Ama bazı şeyleri cevaplayamıyorum ben. Tıkanıyor orda
kalbim ve düğümleniyor dilim. Belkide vereceğim cevaptan korkuyorum ve inanmak
istemediğim gerçeklerdir cevaplar. Kabullenmem gereken ama sırtımı döndüğüm
gerçekler. Mesela dilim varmıyor ama bir daha hiç ellerimi eskisi gibi
tutmayacaksın. Eskisi gibi benimsemeyeceksin beni. Öyle koklayarak
öpmeyeceksin, canımı acıtarak sarılmayacaksın bana. Umut aşığın en büyük
silahı. Umut elimde tuttuğum pimi çekilmiş bir bomba. Bu gerçekleri kabul
edersem patlamayacak biliyorum. Ama ben parça parça dağılsam da etrafa yine nedensiz severim seni. Zaten her zerrem
sensin. Her nefesim ve her bir sigaram. Olur da bir gün sevildiğini
hissetmezsen uzaklarda geceleri aç ve bu yazıları oku. Her cümlem sana itafen. Belkide
bulursun cevapları yada bulmuşsundur bile. Sen sensiz gecelere düşmedin hiç. Sen
bensiz gecelere düştün. Senin gecen benim geceme denk değil. Senin gecen bana
gün güneş. Çok düşünüyorumdur belki değil mi? Düşünmesen bulacağım cevapları. Beyin
kalbi çok güzel uyuşturur sevgilim. İstemiyorum o uyuşturucuyu. Gelmeyeceğini bilmek
istemiyorum, geleceğini düşünüyorum. Belki ağlıyorum geceleri belki ağlamıyorum
yada bilmiyorum belkide alıştım bazı şeylere. Kalbimde bir tarih yazar sadece. Senin
benim olduğun tarih. Bitiş tarihi yok bende. Ben bitirmeden bitmez içimde. Geceler
izin vermez zaten. Geceler benim. Gece benim. Her gece seninim. Ve sensiz
geçirdiğim geceler sabah olmak bilmez, kalp atmaz, gözyaşı durmaz, bir sigara
yanar sönmeden bir sigara daha yakılır. Cevapları gecelerde bekledim ama
cevapları bulamadım. Sana gitme demedim. Kal demedim. Demeyeceğim de. Ne desem
de değişmeyecek düşüncelerin. Gideceksin ve kalmayacaksın. Gecelerde öğrendiğim
buydu. Ama geceler seni nasıl seçtiğimi söylemiyor bana. Benden gittiğinde
öğlen vaktiydi. Döneceksen gecelerde dön. Kurduğumuz hayalleri yakmadım hala. Ve
elimde hala duran pimi çekilmiş bir bomba. İnanmamaya direttiğim her saniye
parçalarım dağılıyor gecelere. Döneceksen gecelerden beni toplayarak gel. Hem belki bulduğun cevapları da söylersin?
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Yol
Bak bu yol düz değil çocuk. Bu yol tuzaklarla dolu ve yokuş. İnişi kolay çıkması zor. Bir yere kadar tırmanırsın tuzakları atlatırsın bir takılırsın yokuş aşşağı yuvarlanır tekrar çıkmak zorunda kalırsın. Kaldığın yere kadar kolayca çıkarsın çünkü tecrübe edinmişsindir. Benim kaldığım yere gel çocuk. Burası az düzlük. Etrafta bir kaç ağaç var. Yetişemezsen yanacağım ağaçlarla birlikte. Yanıma gel ve elimi tut. Tut ki birbirimizden destek alarak tırmanalım atlatalım tuzakları. Yolun sonuna ulaşalım beraber. Yolun sonunda ne mi var? Bende bilmiyorum ki çocuk tek bildiğim bu sona seninle ulaşmak istediğim. Az daha sabret geleceksin yanıma. Ama elini çabuk tut. Çok aşşağıdasın sesimi duyuyor musun? Yangınlar başladı burda. Zaman daraldı. Daha ne kadar bağırmam gerek? Sensiz devam etmek istemiyorum ama yetişemezsen tek başıma tırmanacağım ve aramıza yangınlar girecek. Bu yol zor çocuk. Yangından geçebilecek kadar cesaretli mi yüreğin? Korkum bu yangında ölmek değil. Korkum seninle gidebileceğimiz yolu gidemeyecek olmam. Umutlarım bitmedi biraz daha zaman var yetişebilirsin. Biraz hızlan. Seni çeken insanlardan kurtul artık. Geldiğin gibi kaçacağız bu yangından. Arkamızda kalacak o ilk tuzaklar ve bizi aşşağıya çeken insanlardan. Bu yol korkutucu çocuk. Korkuma ortak olur musun ellerimi tutarken? Gel artık buraya bu yol çok içine çekti beni. Yanmaya başlamadım ama ateşin sıcaklığı tenimi yakıyor. Gelde kaçalım. Sona ulaşıp nefeslenelim. Nefeslerimiz karışsın birbirine arkamızda bıraktıklarımıza bakarken. Zaman daraldı. Gece çöktü buraya. Benim bulunduğum yere gel çocuk.
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Helal olsun
Çok doldu gözlerim. Akıtmadım. Akıtmayacağım dedim. Devam etmek zor gibiydi ama pes etmedim. Gözlerim dolu dolu yürüdüm,düştüm ama devam ettim. Yolun sonunun sana çıkmayacağını bildiğim halde devam ettim. Defalarca kanattılar bu yolda beni. Defalarca sen kanadım. Ağlamadım. Sigara yaktım ağlayacak gibi olduğumda. Her bir göz yaşım her bir sigarama denkti. Aşkınla yürüdüm bu yolda. Uyumadım, geceleri sabah ettim. Uyursam unuturdum aşkını. Güneş tenimi kavurdu adınla çığlık attım. Attım da duymadın. Siktir et kanadığımda da sarmamıştın. Bu yolda senin olmanı beklemeden yürüdüm. Belkide seni sırtlayarak yalın ayak o aşk çöllerinde yürüdüm. Belki de cam kırıkları vardı yürüdüğüm yerde bilmiyorum hissetmedim. Önemli olan sendin. Sendin de senin için bile ağlayamadım. Kızarsın diye. Başkaları tarafından sevildiğini sanarsın ama çok geç olur dönersin ve beni o sarmadığın sen kanayan yaralarımla bulursun. Bulma beni. İn artık sırtımdan. Canımı bunlar değil sen yakıyorsun. Acıtma artık beni. Dokunma. Ağlıyorum ben. Sana senin için ağlıyorum. Siktir et git artık. Yolumu da değiştirdim. Beni başkalarında ara artık. Ben ben olmaktan çıktım. Seninle geçirdiğim günleri akıttığım göz yaşlarıyla unuttum ben. Eğer varsa hakkım üstünde, helal olsun.
19 Mayıs 2015 Salı
Adam&Kadın
Adam kadına baktı. İçi gidiyordu aslında bırakmak istemiyordu kadınını ama kendi iç savaşından yenik ayrılmıştı. Kadın gülümseyerek sarıldı ayrılırken. Çünkü o adam her zaman onunla kalacaktı kalbinde. Belkide kalbi o adamdı? Ama kadın hep bildi ki ayrılacak olsa verirmiydi kadına yalnızlığından adam? Adam söylerdi hep "Yalnızlık ayırır insanı yardan" diye Biz ne yaptık ki yalnızlığa? dedi kadın içinden. Sonra cevabı kendi verdi sessizce "Yalnız bıraktık." diye. Gitmemeliydi adam biliyordu ama korkuyordu. Özleyecekti kadını onsuz eksikti. Olduramazdı bazı şeyleri. Ama kadın beklerdi. O dönene kadar beklerdi. Ama bu sırada kadın hep değişmekten korkardı değişirse ve adam gelirse onun bu halini sevmeyeceğinden. Saçlarını boyatıp kestirmezdi kadın parfümünü değiştirmezdi. Adam kadının yıkılmadığını görürdü içinde fırtınalar koparken. Bende yıkılmadım havası verirdi herkese. Kadın hep bekledi ama adam dönmedi. Arada kalan aşk yalnızlığa karıştı. Kadın onu sevene kucak açtı aşığını unutup Adam kafasını dağıtana. Hiç bir zaman Adamla Kadın unutmayacaktı birbirlerini. Çünkü aşk bitmezdi aşk yalnızlıklada devam ederdi.
12 Mayıs 2015 Salı
Bırak seni artık yakıp yıksınlar
Herkes içindekileri rahatça kusarken sessizce dinleyip sonra içimde tutuyorum da sonrası çok karanlık oluyor sanada oluyor mu? Mesela ben ne yangını körükleyebiliyorum ne de dört bir yana saçılmış o külleri toplayabiliyorum. O ateşin içinde külleri soluyorum. Sanki bir deniz ve gittikçe dibe batıyorsun ve bi süre sonra ışığı bile göremiyosun. Nefes almana gerek yok zaten boğulmuşsun. Arafta gibi. Ne yaşam ışığı ne hayat için nefes, hiç birine gerek yokmuş gibi. Ağlıyorsun ama suda ağladığın ne kadar belli olabilir ki? İçindeki denizlerin taşsada dışardaki denizden belli olmuyor işte. Çırpınma. Çırpındıkça dibe batarsın bataklık gibi. Hepimiz siyahların içindeyiz biliyorum. Hepimiz o ışığa ulaşma çabasındayız. Kendi iç denizlerimizde boğulurken kahkaha atmak ne kadar zor bilirsin. Gülerken gözlerin dolar ama gülmekten gözüm yaşardı dersin mesela. Herkes seni yakıp yıkar sen "yapma" bile diyemez sadece sessizce beklersin. Bende bekledim. Ama çok bekliyorsun biliyor musun? Önce o seni dağıtan kişinin gitmesini beklersin, sonra biraz toparlanmayı beklersin, toparlandıktan sonra kendini onarmayı beklersin. Birden bitmez içindeki yangınlar onlarında sönmesini beklersin. Ama en önemlisi hissettiklerinin geçmesini beklersin. Bekledikçe daha da karanlığa çekileceksin. Daha dibe batacaksın. O her zaman korktuğun karanlık sana güven verecek. Zamanı gelince bu durumdayken mutlu bile olacaksın mesela. Bırak seni artık yakıp yıksınlar. Sabret ve bekle. İç denizlerimizdeki yangınlar fırtınalar bitince özgür olacaksın. Sınırların olmayacak. Yeniden doğmuş gibi olacaksın.
11 Mayıs 2015 Pazartesi
Etobur
Hayat çok etobur bence. Düşüyorsun yetmiyor daha fazla düşmeni istiyor. Büyük oynuyorsun sana daha büyüğünü oynuyor. Aslında kaybedeceğini bile bile savaşıyorsun hayatta. Resmen hayatta kalma mücadelesi veriyorsun çünkü biliyorsun düşene çevresindeki insanlarda tekme atıyor ve sen yeteri kadar tekmeye doydun. Tökezlemekten korkuyorsun artık. İki dakika seni mutlu ediyor hayat ve sen bu mutluluğun sonsuza kadar sürmesini bekliyorsun. Sana acı bir haberim var bilirsin dost acı söyler "hiç bir şey sonsuza kadar sürmez tatlım çünkü sonsuzluk denen şey sadece matematikte var". Biliyorum gerçek matematikten anlamadığın gibi hayatın matematiğini de anlamıyorsun. Ama o çok kusursuz işlemler yapıyor. Bir şeyi ondan habersiz yaptığınızda ona borçlanırsınız. Ve öyle bir şekilde borcunu alır ki nefes bile alamazsınız. Dedim ya hayat çok etobur vermiş olduklarını alıp aldıklarını da geri vermiyor. Yarı yolda bırakıyor sizi. Hayallerinden vazgeçersin. Yalnız kalmaktan korkarsın. Çünkü seni bunlara inandırır. Ruhun o kadar karamsarlığa bürünür ki siyahların içinde nefes almaya çalışırsın. En acısı bu ya zaten nefes almak ama yaşayacak hiç bir şeyin olmaması. Sarhoş duygular edinirsin kendine delirmenin eşiğine gelirsin ne yapabilirsin ki? En mükemmel oyunlarındandır seni delirtmek. Çığlık atmamak için kahkaha atarsın. Boğulmamak için derin nefesler alırsın. Ne yaparsan yap kaybedeceksin. Hayat hayalperestleri sevmez. Hayır hiç bir şey çok güzel olmayacak sadece alışacaksın. Düşmekten korkmayacaksın. İnsanları kaybettiğinde umursamayacaksın. Tekme yediğinde "daha fazla vursanıza!" diyebilecek kadar mazoşist olacaksın. Çünkü anlayacaksın hayatın oyunlarına karşı kazandığın en büyük panzehir "yalnızlık" olacaktır.
30 Nisan 2015 Perşembe
Sen hangi hayatı yaşıyorsun?
Ama ben en çok "herkes kendini vazgeçilmez sanıyo" diyipte öyle davranan insandan korkarım. Çünkü ne yaptığının farkında olmadan karşısındakini yargılamak bir yana öz eleştiri yapamayan bir insandır o. Kendinin farkında değildir. Kafasında bir kişiliği vardır öyle gözüktüğünü sanar ama aslında yanar döner bir insandır. Herkes kendini ilah sanıyor zaten artık. Mütavazi olsan kibirli, burnu havada sıfatlarını yapıştırıyorlar sana birde! Ne saçma! Evet belki de doğru kimse kimseye muhtaç değil ama aradaki saygıyı yitirmemek gerek. Kendine bakmadan karşındakini yargılamamalısın. Ön yargılı olma demiyorum sana çünkü ön yargı içinizde kabuk tutmuş yerlerin size bi uyarısıdır "aynı şey olabilir dikkat et!" diye . Bana sorarsanız ön yargı sezgidir. Ama önce insanın öz saygısı olması gerek tabiki bu kendini şımartmak değil! Hareketlerinin, konuşmalarının, düşüncelerinin farkında olup kendi iç mahkemeni kurabilmektir. Ama günümüz insanları normal bir davranış gibi gösterip gelene yol,gidene yol tavırlarında. Bana göre bu kadar basit değil. Çünkü bir insanı hayatınızdan çıkartmak demek onunla ilgili her saniyeyi heba etmiş olmak demek. Tabi ki bazı şeyler biter ama önemli olan karşındakini kırmamamaktır yani bana göre. Heba etmemektir kısaca. Herkes hayatlarını çok bencilleştirmiş, bazen itici geliyor bana bu davranış bazen yapmacık bazense öyle bir an geliyorki "ya sen kimsinde bana böyle ahkam kesip hafiften ayar vermeye çalışıyorsun" demek istiyorum ama susuyorum ve saygı duyuyorum. Karşımdaki bu davranışlarıyla mutluysa benim için sorun yok. İnsanlar bence paylaşma denilen şeyi unuttu. Yani en temiz duygular bile kirlendi. Bazen şok kalıyorum karşıma geçipte "aman gelirse gelir gelmezse umrum değil, benden değerli değil, herkes gebersin bana bişi olmasın" diyenlere tabi bunun gibi şeylerin dalgası hoş ve komik ama bunu ciddi ciddi hayatlarında uygulayan insanlar bana göre hep kaybeder. Bir arkadaşlıkta da böyledir bir ilişkide de. Gelmezse gelmez ne demek sen gelmesi için elinden geleni yaptın mı? Senden değerli olmaya bilir ama onun yanında senin için herkesi asarım keserim konuşmaları? Herkes gebersin sana bişi olmasın neden sen yaradan mısın, sen kimsin benim gibi bir insansın. Herkes gibisin sıradansın. Bence insanlar bunu kabullenemiyorlar. Sıradan bir hayat yaşamaktansa kafalarında kurdukları o mükkemmel hiç bir şey onlara ulaşamaz olan sahte hayatlarıyla mutlularsa diyebileceğim pek kelime yok aslında. Ama bazen aynaya bakıp ben ne yapıyorum diyebilmeli insan. Şimdi kalk ve aynaya bak, sen hangi hayatı yaşıyorsun?
19 Nisan 2015 Pazar
Dağınığım ben
Dağınığım ben. çok dağınığım. Gel topla diyemiyorum halbuki bağıra bağıra "gel topla salak!" demek istiyorum. Diyemiyorum çünkü elimi uzatsam duvarların var. Elim kırılacak kalbim gibi. Duramıyorum ayakta anlasana. Sanki hastane yatağında ölümü bekleyen son nefeslerini sayan biri gibiyim. Diyemiyorum ki işte sana gel yaşat beni. Çok kalın duvarların var. Ama gözlerime bakıp seninim demiştin? Benimsin dedin? Gitmeyecektin. Ne olursa olsun bırakmayacaktın ellerimi, kalbimi. Ama gittin. Çokta güzel gittin. Öyle bir gittin ki adını ağzıma almak için yüzünü unutmamak için seninle nefes alıp yolda yürürken aynı adımları atabilmek için dua eder oldum.Ben ölürsem hani dayanamazdın? Beni kaybedersen yaşayamazdın hani? Öldüm ben, diri diri gömdüm kendimi içime. Ayrıca kaybettin ellerimi ve ben hangi sokaktayım bilmiyorum. Söylesene şimdi sen nerdesin? Hangi cehennemdesin? En çokta "o yapmaz bu kadarını yaşatmaz bana" dediğim şeyleri yaptın bana. Ama bunların hiç bir önemi yok değil mi? Sen iyisin ve geri kalanların bir önemi yok. Zaten ben güçlü bir insanım tabi ki de atlatırım. Peki bu kanıya varırken bana hiç sordun mu? Soramazsın tabi bende öyle düşünmüştüm. Şuram acıyor diyemiyorum çünkü acı her yerimde. Beni ne kadar anlayabilirsin? Bu acıyı ne kadar hissedebilirsin? Hissetsen bile kaldıramazsın ki. Deneme bile. Şimdi ettiğim dualar bile değişti artık senden nefret edebileyim diye dua ediyorum.Ve ben kendimi çok güzel topladım. Geri dönmek gibi bir planın varsa iptal et ve lütfen gelme. Tekrar dağılmak istemiyorum. Ve unutma sevgilim senden nefret ettiğim kadar seni seviyorum.
Acı çeken "güçlüdür"
Zaman yaramı sarmaktan çok kanattığında daha güçlü oldum.Çünkü zaman acizlerin yarasını sarar ve aciz insanlar acı çekmekten korkar bu yüzden zamana bırak gibi saçma cümleler kurarlar. Acı çekmek bi yerde fedakarlık ister. Çünkü kanayan yerlerine defalarca tuz basarsın kabuk bağladıkça o kabuğu kaldırıp tekrar tekrar kanamasını sağlarsın. Kendinden verdiğin için fedakar olursun. Aptallığından değil.Acı çeken güçlüdür.
Bu yüzden zamanla güçlü bir kız oldum.
Bende gözlerim dolunca tırnaklarımı avuçlarıma bastırdım, ve dudağımı ısırmaktan kanattım. Ama hep bildim ki kendi canımı ben en çok acıtabilirim ve eğer kendi canımı acıtırsam başka biri beni acıtamazdı. O acıya karşı hissiz olurdum. Zaman sadece size kendinizi güçlendirmeniz için olanak sağlar. Acınızı yada yaralarınızı geçirmez. Kendinizi kandırmayın. Zaman sadece üstünü örter. Ama acı hep ordadır. Ben acımın üstünü örtmem bu yüzden. Acı çekerim ve bir daha kimse beni acıtamaz. Bu zamana kadar unutmadığım tek bir şey var o da acı seni güçlü kılar... Güçlü kalman dileğiyle...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)