Boş ver bu
akşam ne öpüşelim ne de sevişelim adam. Bu akşam içimizi dökerek ağlayalım
beraber. Sen benim göz yaşım ol ben senin. Kalbim kalbin olmuş, ellerim
ellerinde. Bak geceye, gece de ağlıyor bizimle. Sana bugün ağlayan kelimelerle
konuşacağım adam. Bahsedeceğim konu, sen ve ben. Yani biz. Biz ve bizim
aşkımız. Dudaklarının tadını hatırlıyorum ve kafamı boynuna gömdüğümde aldığım
o aşk kokusunu. Ben ağlarken ben ağladığım için ağlayarak ağlama deyişini. Bana
araba çarptığındaki panik oluşunu. Karamele alerjim var bilirsin. Arkadaşlarımızın bize beşinci ayımızda yaptırdığı sürpriz karamelli pastayı
hatırlıyorum. Alerjim var diye herkes yerken ben izlemiştim ve sen bana
kıyamayıp bir parça keki temizleyip yedirmiştin. Hala her şey saniyesine kadar
aklımda. Hala şu ay ve yıl tarihlerini biraz karıştıryorum kafamda. Çıkma tarihimizi
bile zor ezberlemiştim. Hatırlarsın bize sorduklarında sen cevap verirdin. Ama doğum
günü tarihini hiç unutmadım. Doğum günün benim miladım, doğum günün benim
doğduğum gün. Saatlerce bakışırdık seninle. Sigara içerdik beraber. Bugün sen
al yarın ben derdik. Birimiz aç kalsada diğerine yedirirdik. Kendimize bir dünya
kurduk ve orada yaşadık. Sonu hiç gelmeyecekmiş gibi. Sonra büyüdük. Duygular değişmedi
ama mantık öne çıkmaya başladı. Yada özgür kalma hissi. Alıştığımızı sanıp
aşkımızı yitirdik. Aslında bu ayrılıp barışmalar bize çok yaradı. Ne kadar hep
sen gitmiş olsanda. Birbirimize hayatlarımızdan vererek fedakarlık ettik. İlerde
yaşayacağımız aşkı biz birbirimize verdik. Biz hep “onlar bitmez” olarak
kalacağız ve gerçektende bitmeyeceğiz. Biz biririmizin içinde yaşayacağız. Sen benim
ilk göz ağrımsın. Sen benim ilk aşkımsın. Sen benim ilk kahramsın. Sen benim
ilk güvendiğim adamsın. Senden nasıl vazgeçerim? Şimdi başka yaşamlar süreceğiz
birbirimizden ayrı. Ama ne zaman yere düşsem sana koşacağım. Ne zaman beni
üzseler senden medet umacağım. Sen benimsin ben senin. İnsan nefes almayı
unutmaz adam insan nefes almayı hissetmez. Ama insan arada
derince nefes alır. Bizde öyle olacağız birbirimiz için, derince alınmış nefes
olacağız. Boşver bu akşam sarılarak yatmayalım onu çok yaptık. Bu akşam hep
ağlayalım. Hatırlar mısın? Okul çıkışı akşam olmuştu parkta oturmuştuk ve
sigara içiyorduk yağmur yağdı. Ve biz o yağmurda öpüşmüştük. Her yağmur yağdığında ben o anıyı hatırlarım hep. Yağmura inat öpüşüyorduk sanki. Ben ilk kez senin
yanında sarhoş oldum adam. Ben hep
kitaplardaki aşklara özenirdim ufakken. Aşk fikrine aşık olan bir insandım. Aşık
olduğumu sanardım senden önce. Sonra seni gördüm. Biliyorsun sana ilk görüşte
aşık olmuştum ben. O an kitaplarda okuduğum gibi garipten müzik sesleri
duymadım yada midemde kelebekler uçuşmadı. Beynimi hissetmedim. Sesler kesilmişti
sanki. Ve sigaram yere düşmüştü. Bana ilk aldığın çiçeği denize atmıştım
defterimin arasında kurumasın diye. Ben hep okuduğum kitaplarda ki gibi istedim
aşkı. Ama sen bana onlardan bile güzel bir aşk verdin. Kitaplardaki aşk artık
sensin. Seni seviyorum adam, son nefesime kadar. Ama bu gece aç kalbini bana
adam sana ağlamaya geliyorum.
29 Mayıs 2015 Cuma
28 Mayıs 2015 Perşembe
Hikaye
Beni seveni
sevmeyi öğrenmem gerek artık. Benim sevdiğim benim sırtımı yere getirdi ama
beni seven benim sırtımı yere getirmez. Ama haksızlık olmasın oda istemezdi
beni üzmek. Ama hayat işte. Zaten sevmeyi öğrettiğim insanlar bana hep karşılıksız
sevmemeyi öğretti. Ben ders verdiğimi sanarken onlar bana en büyük dersi verdi.
Beni seveni sevmeliyim bundan sonra. Zaten bir süre sonra bende severim onu. Ne
eksik severim ne çok fazla. Kaybetme korkum olmaz mesela. Çünkü kaybedilecek
kişi benimdir artık. Boş yere savaşıp yormam kendimi. Savaşacak bir şeyim
yoktur çünkü. Savaşta benim içindir, karşımdakinin korkularıda. Hikayede sevilen
taraf olacağım artık, beni sevene kalbimi açtığım zaman. Belki beni duygusuz
olarak tanımlayacak beni seven. Halbuki bilemeyecek o duygusuz olmanın ne kadar
iyi olacağını. Oda bende öğrenecek kaybetmeyi, savaşmayı ve eğer gidersem
yokluğumda çekeceği acıyı. Benim öğretmenim gitti. Ve zamanı gelince bende beni
sevenden gideceğim. Ama o bunu bilmeyecek. Sonsuzmuşum gibi sevecek beni. Benim
öğretmenimi sevdiğim gibi. Bana gaddar diyecek arkama bakmadığım için belki de
kalbin yok diyecek. Beni hiç sevmedin diyecek. Ve söylediği her şeyin doğru
olduğunu bilmeyecek. Hala içinde bir umut besleyecek. Umut insanın içini
yavaşça öldüren bir zehir gibidir. Panzehiri ise sevdiceğindir. Ben panzehirimi
alamadığım için öldüm. Beni sevende beni alamadığı için ölecek. Ve bu böyle
devam edecek. Aslında bu hikayede öğretmenim de, beni sevende ve bende üzüleceğim.
Bu hikayenin bir kazanananı olmayacak. Başka hikayelere konuk olup yan
rollerimizi oynayacağız güzelce. Ama kendi hikayemize üzgünce bakacağız. Ben de,
öğretmenim de ve beni sevende bu hikayeyi unutamayacak. Son nefeslerimizde bile
bu sonunu getiremediğimiz hikayeyi hatırlayacağız. Hikayenin sonununda ben
öğretmenimle olacağım bana göre, beni sevense benimle olacak. Ama aslında kimse
birbiriyle olamayacak. Çünkü bu hikayenin bir sonu olmayacak. Üçümüzün arasında
yarım kalmış bir hikaye olacak ve herkes kafasına göre tamamlayacak sonunu. Ama
şimdi bunları düşünmemeliyim. Öğretmenim gitti. Ve ben artık hikayeme başlamak
için biran önce beni seveni sevmeyi öğrenmeliyim.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Git
Git artık ya. Git. Ama gidince olmuyo gelince de olmuyo. Olanlar sana değil hep bana oluyo. Bu çark hep sen tarafından çevrilip bana denk gelmiyo. Her nefesimde kaybediyorum seni. Her defasında acıyo şuram. Geçer mi dersin bu acı? Sertleşirmi avuç içlerindeki nasırlar gibi. Kabuk mu bağlar önce? Kanar mı sürekli? Gözlerimiz bakarken birbirine irislerimiz neden sevişir ki hep? Neden her defasında o gözlerin benim canımı acıtır? Ya nefesin? Nefesin tenimi neden yakar ki? Ne istiyorsun benden? Gidiyorsun, git. Geliyorsun, gel. Adım atacak halim kalmadı. Kendi yaralarından bahsetme bana adam. Yaralarımı göstersem korkar kaçarsın. Hem sen yara sarmak ne demek bilemezsin. Hele ki soğuk gecelerde. Ben seni hiç kanatmadım sana yaralar açmadım. Ben senden hiç gitmedim sen beni hiç kaybetmedin. Ne acı sanki sana ulaşmak için tuzaklarından geçmem gerek gibi. Kim katlanır adam bu tuzaklarına? Kim yanmayı kabul eder? Bana aşkından bahsetme adam. Senin aşkın bana komik gelir. Benim aşkımın tamamını görsen kaldırmaz senin yüreğin. Ne yapacağımı şaşırdım artık. Benim misin? Senin miyim? Biz miyiz? Söyle bu kalbin sahibi kim adam? Ben diyebiliyorum sana "o kalp benim" diye. Sende bu kadar sahiplenebilecek kadar güç var mı? Ben senden başkasının olmadım ama neydi başkalarında bir şeyler aramanı gerektiren ben seni bu kadar severken? Adam sus bana özlemekten de bahsetme! Sen ne anlarsın özlemekten? Sen özleme beni çünkü ben ikimize yetecek kadar özledim. Ama adam iyi duy artık beni "bitti". İçimdeki dar ağacına astım seni. Ne gözlerin, ne nefesin ne de avuç içlerin vazgeçirdi beni. Öldürdüm içimde seni. Hadi git sen artık. Git bir şey olmaz bana biraz acır sadece katlanamayacağım bir durum değil. Gitki acılarım da aşkım da özgürlüğüne kavuşsun. Asılı durduğun yerde ayaklarının altında ki tabureye tekmeyi bastım ben adam. Çırpınma gözümün önünde. Güçlü öl içimde. Ben seni güçlü olduğun için sevmiştim. Belki bir gün dirilirsin adam. Dirilince o çarkı tekrar çevirirsin. Çevirirsin ama bana denk gelmeyen bütün oklar beni gösterirde gelip bakarsın içime. Yanık bir orman görürsün. Ormanın tam ortasında bir tek ağaç kalmıştır. Git artık adam. Ben seni benden gittiğin kadar sevdim zaten. Ve en çok sevdiğim şeydi avcunun içine ellerimi alışın. Bende onun gibi kavramıştım seni. Neyse bakma arkana. Devam et ve git.
26 Mayıs 2015 Salı
Leş Kargaları
Benden sonra kimse seni bu kadar temiz sevmeyecek. Kimse seni iliklerine adını kazıyacak kadar istemeyecek. Yanında ki leş kargalarından medet umduğun bu günlerin birde ağlayarak yanıma geleceğin günleri de var. Hepsi başka bir oynaklık peşindeyken ben seni unutmadığımı sevdiğimi bil diye yazılar yazdım her gece. Herkes sana internetten yazılar atar çocuk. Ama kimse saatlerini harcayıp kelimelerini yazmaz sana. Geçicisindir onlar için. Hayatı umursamayan leş kargaları onlar. Bense hayatı çok erken öğrendim. Belkide ondan bu gelmeyişlerin. Güzel değilim, sakarım, birazda aptalım biliyorum. Ama çok temiz seviyorum. Beyazın üstüne koysan sevgimi beyaz kirli kalır yanında. Ve keza aynı şey benim içinde geçerli. Hiç bir erkek benimle olmak istemeyecek. Kim isterki ikinci bir erkek olmayı? Sevdiği kız eski aşkına yazılar yazacak ve o adam bu kızı sevmeye devam edecek? Kim kabul eder? Kimse. Kimse beni senin gibi sevmeyecek. Belki hiç kimse sevmeyecek. Kimse geceleri yüzüne yastık basıp hıçkırarak ağlamayacak senin için. Yada o mutluysa bende mutluyum demiyecek. Belkide bencil olmalıyım sana karşı. Ama gel gör ki hep sencilim. Ve ne yazık bunun değerini bilememen. Aradığın neyse bulamayacaksın. Bende gördüğün kadar aşkı, sevgiyi, güveni hatta korkuyu bile bulamayacaksın. Ama elbet anlayacaksın. Umarım sen anladığında ben başkasına gitmemiş olurum. Sevgimden vermemiş olurum. Pişman olmanı bile istemiyorum beni neden sevemezsin ki! Başka birine kendimi anlatmak o kadar zor ki. Bilirsin bazen çok saçmalarım. Duvarlarımı yıkmak istemiyorum. İçinde ufak bir kız çocuğu var ve korkuyor. Ve başka tenler başka kokular başka gülüşler hiç birini istemiyorum. Bunlar kaldırabileceğimden fazla. Başka biri bana gülüp dokunsun istemem. Kirlenirim. Sevgim kirlenir. Ama senin sevgin leş kargaları tarafından parçalandı bile. Sana verdiğim o temiz ve sıcak sevgimle sen şuan başkalarını temizleyip ısıtıyorsun.
Geceler
Seni ne
zaman seçtiğimi hatırlıyorum. Ama seni nasıl seçtiğimi hala bilmiyorum. Sanırım
bu bilemediğim şeye “aşk” diyoruz. Mesela sen yoksun ama hala cevabını
bilmiyorum. Gecelerce cevap aradım. Alışkanlık mı? Zaaf mı? Aşk mı? Nefret mi? Belki
hepsi belki hiç biri. Ben cevap ararken sen benim gecelerimde yoktun,
bilemezsin. Bir beklentim yoktu zaten senden sen bana bırakırsan ben tüm
cevapları bulurdum. Ama bazı şeyleri cevaplayamıyorum ben. Tıkanıyor orda
kalbim ve düğümleniyor dilim. Belkide vereceğim cevaptan korkuyorum ve inanmak
istemediğim gerçeklerdir cevaplar. Kabullenmem gereken ama sırtımı döndüğüm
gerçekler. Mesela dilim varmıyor ama bir daha hiç ellerimi eskisi gibi
tutmayacaksın. Eskisi gibi benimsemeyeceksin beni. Öyle koklayarak
öpmeyeceksin, canımı acıtarak sarılmayacaksın bana. Umut aşığın en büyük
silahı. Umut elimde tuttuğum pimi çekilmiş bir bomba. Bu gerçekleri kabul
edersem patlamayacak biliyorum. Ama ben parça parça dağılsam da etrafa yine nedensiz severim seni. Zaten her zerrem
sensin. Her nefesim ve her bir sigaram. Olur da bir gün sevildiğini
hissetmezsen uzaklarda geceleri aç ve bu yazıları oku. Her cümlem sana itafen. Belkide
bulursun cevapları yada bulmuşsundur bile. Sen sensiz gecelere düşmedin hiç. Sen
bensiz gecelere düştün. Senin gecen benim geceme denk değil. Senin gecen bana
gün güneş. Çok düşünüyorumdur belki değil mi? Düşünmesen bulacağım cevapları. Beyin
kalbi çok güzel uyuşturur sevgilim. İstemiyorum o uyuşturucuyu. Gelmeyeceğini bilmek
istemiyorum, geleceğini düşünüyorum. Belki ağlıyorum geceleri belki ağlamıyorum
yada bilmiyorum belkide alıştım bazı şeylere. Kalbimde bir tarih yazar sadece. Senin
benim olduğun tarih. Bitiş tarihi yok bende. Ben bitirmeden bitmez içimde. Geceler
izin vermez zaten. Geceler benim. Gece benim. Her gece seninim. Ve sensiz
geçirdiğim geceler sabah olmak bilmez, kalp atmaz, gözyaşı durmaz, bir sigara
yanar sönmeden bir sigara daha yakılır. Cevapları gecelerde bekledim ama
cevapları bulamadım. Sana gitme demedim. Kal demedim. Demeyeceğim de. Ne desem
de değişmeyecek düşüncelerin. Gideceksin ve kalmayacaksın. Gecelerde öğrendiğim
buydu. Ama geceler seni nasıl seçtiğimi söylemiyor bana. Benden gittiğinde
öğlen vaktiydi. Döneceksen gecelerde dön. Kurduğumuz hayalleri yakmadım hala. Ve
elimde hala duran pimi çekilmiş bir bomba. İnanmamaya direttiğim her saniye
parçalarım dağılıyor gecelere. Döneceksen gecelerden beni toplayarak gel. Hem belki bulduğun cevapları da söylersin?
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Yol
Bak bu yol düz değil çocuk. Bu yol tuzaklarla dolu ve yokuş. İnişi kolay çıkması zor. Bir yere kadar tırmanırsın tuzakları atlatırsın bir takılırsın yokuş aşşağı yuvarlanır tekrar çıkmak zorunda kalırsın. Kaldığın yere kadar kolayca çıkarsın çünkü tecrübe edinmişsindir. Benim kaldığım yere gel çocuk. Burası az düzlük. Etrafta bir kaç ağaç var. Yetişemezsen yanacağım ağaçlarla birlikte. Yanıma gel ve elimi tut. Tut ki birbirimizden destek alarak tırmanalım atlatalım tuzakları. Yolun sonuna ulaşalım beraber. Yolun sonunda ne mi var? Bende bilmiyorum ki çocuk tek bildiğim bu sona seninle ulaşmak istediğim. Az daha sabret geleceksin yanıma. Ama elini çabuk tut. Çok aşşağıdasın sesimi duyuyor musun? Yangınlar başladı burda. Zaman daraldı. Daha ne kadar bağırmam gerek? Sensiz devam etmek istemiyorum ama yetişemezsen tek başıma tırmanacağım ve aramıza yangınlar girecek. Bu yol zor çocuk. Yangından geçebilecek kadar cesaretli mi yüreğin? Korkum bu yangında ölmek değil. Korkum seninle gidebileceğimiz yolu gidemeyecek olmam. Umutlarım bitmedi biraz daha zaman var yetişebilirsin. Biraz hızlan. Seni çeken insanlardan kurtul artık. Geldiğin gibi kaçacağız bu yangından. Arkamızda kalacak o ilk tuzaklar ve bizi aşşağıya çeken insanlardan. Bu yol korkutucu çocuk. Korkuma ortak olur musun ellerimi tutarken? Gel artık buraya bu yol çok içine çekti beni. Yanmaya başlamadım ama ateşin sıcaklığı tenimi yakıyor. Gelde kaçalım. Sona ulaşıp nefeslenelim. Nefeslerimiz karışsın birbirine arkamızda bıraktıklarımıza bakarken. Zaman daraldı. Gece çöktü buraya. Benim bulunduğum yere gel çocuk.
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Helal olsun
Çok doldu gözlerim. Akıtmadım. Akıtmayacağım dedim. Devam etmek zor gibiydi ama pes etmedim. Gözlerim dolu dolu yürüdüm,düştüm ama devam ettim. Yolun sonunun sana çıkmayacağını bildiğim halde devam ettim. Defalarca kanattılar bu yolda beni. Defalarca sen kanadım. Ağlamadım. Sigara yaktım ağlayacak gibi olduğumda. Her bir göz yaşım her bir sigarama denkti. Aşkınla yürüdüm bu yolda. Uyumadım, geceleri sabah ettim. Uyursam unuturdum aşkını. Güneş tenimi kavurdu adınla çığlık attım. Attım da duymadın. Siktir et kanadığımda da sarmamıştın. Bu yolda senin olmanı beklemeden yürüdüm. Belkide seni sırtlayarak yalın ayak o aşk çöllerinde yürüdüm. Belki de cam kırıkları vardı yürüdüğüm yerde bilmiyorum hissetmedim. Önemli olan sendin. Sendin de senin için bile ağlayamadım. Kızarsın diye. Başkaları tarafından sevildiğini sanarsın ama çok geç olur dönersin ve beni o sarmadığın sen kanayan yaralarımla bulursun. Bulma beni. İn artık sırtımdan. Canımı bunlar değil sen yakıyorsun. Acıtma artık beni. Dokunma. Ağlıyorum ben. Sana senin için ağlıyorum. Siktir et git artık. Yolumu da değiştirdim. Beni başkalarında ara artık. Ben ben olmaktan çıktım. Seninle geçirdiğim günleri akıttığım göz yaşlarıyla unuttum ben. Eğer varsa hakkım üstünde, helal olsun.
19 Mayıs 2015 Salı
Adam&Kadın
Adam kadına baktı. İçi gidiyordu aslında bırakmak istemiyordu kadınını ama kendi iç savaşından yenik ayrılmıştı. Kadın gülümseyerek sarıldı ayrılırken. Çünkü o adam her zaman onunla kalacaktı kalbinde. Belkide kalbi o adamdı? Ama kadın hep bildi ki ayrılacak olsa verirmiydi kadına yalnızlığından adam? Adam söylerdi hep "Yalnızlık ayırır insanı yardan" diye Biz ne yaptık ki yalnızlığa? dedi kadın içinden. Sonra cevabı kendi verdi sessizce "Yalnız bıraktık." diye. Gitmemeliydi adam biliyordu ama korkuyordu. Özleyecekti kadını onsuz eksikti. Olduramazdı bazı şeyleri. Ama kadın beklerdi. O dönene kadar beklerdi. Ama bu sırada kadın hep değişmekten korkardı değişirse ve adam gelirse onun bu halini sevmeyeceğinden. Saçlarını boyatıp kestirmezdi kadın parfümünü değiştirmezdi. Adam kadının yıkılmadığını görürdü içinde fırtınalar koparken. Bende yıkılmadım havası verirdi herkese. Kadın hep bekledi ama adam dönmedi. Arada kalan aşk yalnızlığa karıştı. Kadın onu sevene kucak açtı aşığını unutup Adam kafasını dağıtana. Hiç bir zaman Adamla Kadın unutmayacaktı birbirlerini. Çünkü aşk bitmezdi aşk yalnızlıklada devam ederdi.
12 Mayıs 2015 Salı
Bırak seni artık yakıp yıksınlar
Herkes içindekileri rahatça kusarken sessizce dinleyip sonra içimde tutuyorum da sonrası çok karanlık oluyor sanada oluyor mu? Mesela ben ne yangını körükleyebiliyorum ne de dört bir yana saçılmış o külleri toplayabiliyorum. O ateşin içinde külleri soluyorum. Sanki bir deniz ve gittikçe dibe batıyorsun ve bi süre sonra ışığı bile göremiyosun. Nefes almana gerek yok zaten boğulmuşsun. Arafta gibi. Ne yaşam ışığı ne hayat için nefes, hiç birine gerek yokmuş gibi. Ağlıyorsun ama suda ağladığın ne kadar belli olabilir ki? İçindeki denizlerin taşsada dışardaki denizden belli olmuyor işte. Çırpınma. Çırpındıkça dibe batarsın bataklık gibi. Hepimiz siyahların içindeyiz biliyorum. Hepimiz o ışığa ulaşma çabasındayız. Kendi iç denizlerimizde boğulurken kahkaha atmak ne kadar zor bilirsin. Gülerken gözlerin dolar ama gülmekten gözüm yaşardı dersin mesela. Herkes seni yakıp yıkar sen "yapma" bile diyemez sadece sessizce beklersin. Bende bekledim. Ama çok bekliyorsun biliyor musun? Önce o seni dağıtan kişinin gitmesini beklersin, sonra biraz toparlanmayı beklersin, toparlandıktan sonra kendini onarmayı beklersin. Birden bitmez içindeki yangınlar onlarında sönmesini beklersin. Ama en önemlisi hissettiklerinin geçmesini beklersin. Bekledikçe daha da karanlığa çekileceksin. Daha dibe batacaksın. O her zaman korktuğun karanlık sana güven verecek. Zamanı gelince bu durumdayken mutlu bile olacaksın mesela. Bırak seni artık yakıp yıksınlar. Sabret ve bekle. İç denizlerimizdeki yangınlar fırtınalar bitince özgür olacaksın. Sınırların olmayacak. Yeniden doğmuş gibi olacaksın.
11 Mayıs 2015 Pazartesi
Etobur
Hayat çok etobur bence. Düşüyorsun yetmiyor daha fazla düşmeni istiyor. Büyük oynuyorsun sana daha büyüğünü oynuyor. Aslında kaybedeceğini bile bile savaşıyorsun hayatta. Resmen hayatta kalma mücadelesi veriyorsun çünkü biliyorsun düşene çevresindeki insanlarda tekme atıyor ve sen yeteri kadar tekmeye doydun. Tökezlemekten korkuyorsun artık. İki dakika seni mutlu ediyor hayat ve sen bu mutluluğun sonsuza kadar sürmesini bekliyorsun. Sana acı bir haberim var bilirsin dost acı söyler "hiç bir şey sonsuza kadar sürmez tatlım çünkü sonsuzluk denen şey sadece matematikte var". Biliyorum gerçek matematikten anlamadığın gibi hayatın matematiğini de anlamıyorsun. Ama o çok kusursuz işlemler yapıyor. Bir şeyi ondan habersiz yaptığınızda ona borçlanırsınız. Ve öyle bir şekilde borcunu alır ki nefes bile alamazsınız. Dedim ya hayat çok etobur vermiş olduklarını alıp aldıklarını da geri vermiyor. Yarı yolda bırakıyor sizi. Hayallerinden vazgeçersin. Yalnız kalmaktan korkarsın. Çünkü seni bunlara inandırır. Ruhun o kadar karamsarlığa bürünür ki siyahların içinde nefes almaya çalışırsın. En acısı bu ya zaten nefes almak ama yaşayacak hiç bir şeyin olmaması. Sarhoş duygular edinirsin kendine delirmenin eşiğine gelirsin ne yapabilirsin ki? En mükemmel oyunlarındandır seni delirtmek. Çığlık atmamak için kahkaha atarsın. Boğulmamak için derin nefesler alırsın. Ne yaparsan yap kaybedeceksin. Hayat hayalperestleri sevmez. Hayır hiç bir şey çok güzel olmayacak sadece alışacaksın. Düşmekten korkmayacaksın. İnsanları kaybettiğinde umursamayacaksın. Tekme yediğinde "daha fazla vursanıza!" diyebilecek kadar mazoşist olacaksın. Çünkü anlayacaksın hayatın oyunlarına karşı kazandığın en büyük panzehir "yalnızlık" olacaktır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)