28 Temmuz 2015 Salı
İnsanlar
İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmalı. "seviyorum" diyorsa sevmeli "gidiyorum" diyorsa gitmeli. Kırıyorsa gelip özür dilememeli hiç bir şey olmamış gibi devam etmeli. Dolmuşta birine çarptığında özür dilersin birinden bense "biri" değilim. Senin söylediğine göre "ailenim". Hoş bir insan ailesinin sözüne güvenmeyip etrafında istemeyip defalarca kaldıramayacağı şeyler söylemez. Ama ben aileyim, aile sıcaktır güven vericidir ve affedicidir. Nankör olunmamalı bu hayatta. Her şeyin değeri bilinmeli en kötü duyguların bile, şükredilmeli. Kaybettiğin bir şey için şükrettin mi hiç? Oturup düşündün mü? Kendi ellerinle kaybettiğin bir şey için şükrettin mi? Ben ettim, evet çok acı verici sanki kemiklerim teker teker kırılıyormuş gibi sanki kirpiklerim tek tek koparılıyormuş gibi hissettim ama yine de şükrettim. Yarım kalan çoğu şey bir yerden devam eder yarım kalan her şey şekil değiştirip yolunu çizer. Yarım kalan bir aşksa eğer ya onunla yada başka birisiyle devam eder. Yarım kalan hayallerinse eğer başka şekillere bürünüp aynı sonuca çıkar buna benzer milyonlarca örnek verebilirim. Çektiğim acıyı ya da çektiğimiz acıları tarif edemem yada anlayamam herkesin acısı kendinedir bu hayatta kimsenin acısı kimseden üstün değil. Anlayacağım tek bir acı çeşidi var oda "ölüm" onu da sadece yaşayan bilir zaten. Acılarını tarif edememem gibi sevinçlerini mutluluklarını da tarif edemem sana. O kadar çıkmazda olduğunu düşünmüyorum o kadar da çıkmazda değiliz buna inanmamız lazım! Bırak yılları, ayları, günleri saniyeler geçiyor hayatımızdan. Geçen her saniye bizim hayatımızın bir parçası. O değerli saniyelerimizi harcadığımız insanlar için pişmanlık duymayı bırakmalıyız artık yada yapamadığımız şeyler için. Hala nefes alıyorsak hala bir şansımız var demektir. Kendine söz ver mesela? Ben bir daha ağlamamak için kendime söz verdim sende bir daha güvenmeyeceğine yada hemen bir şeye inanmayacağına ver. Başkalarının koştuğu yolda yürümemeyi öğren. Kendine yeni bir asfalt dök ve oradan yürü. Koşmak zorunda değiliz zaten insanlar emeklerken koşacaklarını bilmezler sende koşmayı bilmiyormuş gibi yürü. Sonu yokmuş gibi har vurup harman savurma hiçbir şeyi. Her şeyin sonu var, iyi yada kötü. Sen bencil ve nankör olma. Aldığın nefes için bile gülümse. Boşver kimse seni sevmesin boşver hiç arkadaşın olmasın. Sen hayatı anlayacaksın ve hayatta bu zamana kadar hiç fark etmediğin şeyleri fark edip mutlu olacaksın. Üzüleceğini bilsen de o taşın altına elini koy. İlk adımları sen at. Cesur ol. Gerekirse defalarca yenil defalarca düş, her zaman gülümseyerek kalk. Unutmaman gereken bir şey var ki; bu hayatta seni yere düşürebilirler ama kimse seni içten yıkamaz bu her zaman senin seçimindir. İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmayacaklar, insanlar için sözcükler havaya karışan bir şey. Bu yüzden duygularını kontrol etmen gerek bunu öğrenmen gerek. Bende yeni başladım öğrenmeye biraz zor ama yapılmayacak kadar imkansız değil. Bir gün uçan bir kelebek gördüğünde gülümsüyor olursan eğer hayatı yaşamayı öğrenmişsindir.
21 Temmuz 2015 Salı
Savaş
Hissizlik ödediğim en büyük bedel. Ağlayarak kanayarak her bir duygumu kabimden tırnaklarımla kazıyarak attım. Geriye simsiyah bir zift kaldı. Kalbimin her bir köşesine o zifti dağıttım. Hiç bir duyguyu hissedemiyorum artık. Beynimin o kısmı uyuşmuş gibi algılamıyorum artık acı verici yada mutluluk veren şeyleri. Yaşayan bir ölü gibiyim. Gibisi fazla tamamen öyleyim. Ancak yaşayan biri intihar edebilir benimse tek çarem hissizlik. Ölü biri intihar edemez. Ölü biri tekrar ölemez. Ölüme yakın yaralar açar kendinde her gecenin sabahında kapanır yaralar. Her gece kendini öldürmeye çalışır her sabah iyileşir. En büyük bedel bu. En acı bedel. Birinin gelip beni iyileştirmesini beklemek o kadar saçma ki benim için. Kimse iyileştiremez beni. İyileştirmek için dokunsalar bile yara yaparlar. İşin iyi yanı gözüme perde indi ve sadece görmek istediğim şeyleri görüyorum. Böyle daha kolay. Umrumda olmayan şeylerin umrumda olamayacak kadar değersizleştiği bir dönem hatta bazı bana yalan söyleyip kandıran insanların sokaktan geçen bir köpek kadar değerinin kalmadığı bir dönem. İnsan seslerine tahammülüm olmadığı bir dönem. Merhamet yok. Herkes hakkını sonuna kadar kullandı. Herkes bana gelip hesap sordu. Şimdi sıra bende. Şimdi ben hesap soracağım. Onlardan değil, kendimden. Beni bu kadar yaralamalarına nasıl izin verdim? En büyük bedeli neden ben ödüyorum? Kaybolmak istiyorum. Kendi içimdeki denizlerde yada çöllerde. Sessizlik beni deli ediyor ve kafamda konuşan o ses artık yok. Onuda mı attım içimden sahiden? Dağılıyorum. Dağıldığımı biliyorum toparlayamıyorum. Bu sefer fena battım biliyorum ama içimden kendimi bile attım ben nasıl toparlayacağım? Parçalarım kayıp. İçim soğuk. Ağlayamıyorum. Gözlerim bile dolmuyor. Eskiden deli gibi saatlerce sesim kısılana göz yaşlarım bitip sessiz iç çekişlere dönene kadar ağladığım şeyler artık sadece derin nefes almamı sağlıyo. Ağlayamamak ikinci en büyük bedel. Kızgın öfkeli nefret dolu değilim ama içimde sevgi kelebekleride uçmuyor. Nötr olmak gibi. İçim boş. İçim uçurum değil ben bunu anladım uçurum olsa atlayıp kurtulabilirdim ama içim boşluk benim boşlukta asılı kalınır, asılı kaldım. Umutlarımda bitti ben ki en hayalperest bir kızken umutlarımın köküne balta sapladım. Umutlarımı bile kendim bitirdim. Artık inanmıyorum umut insanı derbeder yapan tek şey. Sigara bile keyif vermiyor artık. Ciğerlerime nefes girmiyor gibi. Koskoca okyanusta kaybolmuş bir gemi gibiyim. Kaptanı bende değilim. Kaptanı yok rotası yok. Nereye gideceğimi bilmiyorum kıyıya ulaşmayı beklemiyorum zaten. Dipte bile değilim. Sahi ben nerdeyim? Uyuyamıyorum. Kabuslar görüyorum. Uyuyunca geçmiyor. Zaten geçecek olan şeyleri de bilmiyorum ne geçecek ne kurtaracak beni? Kayıp bir ruh gibiyim. Bir yere ait değilim yada birine. Sürüden atılmış bir kurt gibiyim. Hastalıklı diye yaklaşılmayan bir insan gibiyim. Hayır gibisi fazla tamamiyle öyleyim. Biri bana ölümü okusa ya. Ölemiyorum, bari biri bana ölümü okuyup anlatsın. Soğukluk yakıyor bedenimi. Çığlık atmak isterken saatlerce susuyorum. Var mıyım yok muyum belli değil. Beni artık kimse yaşadığıma inandıramaz. Ben yaşadım ve bittim. Kendimle verdiğim savaştan kendim yenildim.
12 Temmuz 2015 Pazar
Bilinmeyenler
Kadın da adam kadar aptaldı. Neydi bu yaptıkları? Kadın karanlıktan kurtulmuşken adam niye o karanlığı tekrar kadına sağladı? Neden karanlığın içine hapsetti tekrar kadını? Canı yandı diye mi? Adam karanlıkta değildi adam griydi, ne beyaz ne siyah. Adam belli ederken siyahını yada beyazını kadın belli etmeden gösterdi kendini. En derin yerlerindeki karanlığı, siyahlığı sakladı kadın. Kadın babasından görmemişti bir sevgi. Arkadaşları şikayet ederdi "babam öpünce sakalları batıyor" diye. Kadın bunu yaşamamıştı ve bunu da o karanlığa gömmüştü. Yıllar sonra o adamı gördü. Emindi kadın kendinden her şeyi o adam olacaktı. Adam kadının ciddiyetini sonradan anladı ve yapacak başka bir şeyi olmadığından o sıcak kalbini açtı kadına. Isındı kadın. Sımsıcak oldu. Adamın her bir gülüşünde, her bir dokunuşunda karanlığını unuttu. Ve bir gün adam sakallarını uzattı. Ve kadını öptü. Kadının o karanlıkta kalmış tarafı o adama bağlandı. Ve kendi kendine fısıldadı "sakalları yüzüme battı" diye. Artık kadın vazgeçemezdi adamdan. Adam onun bütün karanlığıydı vede eksik parçaları. Adam gittikçe kadının karanlığına girdi. Girdikçe parçaladı kendini, duygularından emin olamadı "bu kadar karanlık olmamalı"dedi kendi kendine. İstemezdi kadınının bu kadar karanlığa bulaşmasından. Kadın korkaktı. Belkide bu dünyadaki en korkak en aciz insanıydı, ama belli etmezdi kimseye her şeyi içinde yaşardı. Adam kadının ışığı oldu, aldığı nefes oldu adam bunu farketmedi. Adam acı çekiyor diye kadın kendine daha da beter acılar çektirdi. Kadın ruhunu parçaladı adam için duygularını köreltti ve adamın gitmesine izin verdi. "Dipteyim, daha da dibe batamam" dedi kadın ve kendi o karanlığa hapsetti. Kadın adamın sakallarını sevdi, gözlerini, ellerini... Kadın inandı ki o sakallar ne zaman kesilirse o zaman ömrü kısalacaktı. Böyle batıl bir inanca sahipti kadın adamdan habersiz. Adam da kadına derdi "saçlarını kestirme" diye, belki adamda batıl bir inanışa sahipti kadından habersiz? Bu kadar belirsizlikte bir kadın bir adam. Bu çok bilinmeyenli denklemi çözmeden daha çok bilinmeyen eklediler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar en derin duydularını vermişlerdi birbirlerine, nasıl vazgeçeceklerdi? Aşk bu kadar basit miydi? Aptaldı ikiside bir haltı beceremediler defalarca yaraladılar birbirlerini sonrasında beraber sardılar. Kadın adamın şah damarı gibiydi. Adamın şah damarı kesilirse adamda ölecekti kadında. Kimse anlamazdı zaten onları. Bir başka bakarlardı onlara. Kadınla adam yalnız kalmaktan korkmazdı. Onlar bir yalnızlığı ikisi paylaşırdı, onlar için aşkı paylaşmaktansa yalnızşığı paylaşmak daha önemliydi. Adamın canı yandı kadının canı yandı diye. Adam öfkelendi kadının karanlığına. Kadın hayatında ilk defa korktu adamı tamamen kaybetmekten, bu kadar karanlık olduğu için nefret etti kendinden. Adamı üzdüğü için nefes almak istemedi. Kadın öldürdü kendini artık adamla ilgili hayaller kurup yalnızlığı paylaşmayacaktı. Tek başına olacaktı. Adam önce sakallarını kısalttı, kadının kalbi yavaşladı. Sonra adam kadının öleceğini bile bile sakallarını kesti kimse kadını bir daha görmedi.
16 Haziran 2015 Salı
Yapma
Yapma. Beni hiç
tanımıyormuş gibi konuşma. Hiç ellerimi tutmamış gibi bakma bana. Daha fazla
yaralama. Her şeyi üstüne alıp en büyük fedakarlığı yapmış gibi bakma
gözlerime. Yangınlarımı söndürmüş gibi dudaklarını büzme. Yaralarımı sarmışsın
gibi hareketler yapma. Yapma işte. Sen beni güçlendirdin ya hani. Güçlenmemin tek
sebebi senmişsin hani. Yapma içini rahatlatmak için böyle düşünme. Belki etkin
vardı üzerimde belki birkaç adım daha attım senin sayende. Ama ben sana
geldiğimde de güçlüydüm, sen benden gittiğinde de güçlüydüm. Ben hiçbir zaman
duvarlarımı yıkmadım. Yapma gardını indirmeyen tek sen değilsin. O kadar
bencilsin ki! Üzülen tek sen değilsin. Güçlü olan tek sen değilsin. O kadar
saçma ki “güçlü olmak” cümlesi. Güçlü olup olmamamın bir önemi yok ki! Önemli olan
duruştur, karakterdir. Varsın içim yansın varsın her gece sen kanasın yaralarım
varsın tüm dünya bana düşman olsun vazgeçmeyeceğim yolumdan. Güçlü olmak bu mu
sadece? İstersen yine gidersin seni bana bağlayan bir şey yok ki artık. Ama beni
sana bağlayan bir şeyler var adını tam koyamadığım. Duygu karmaşası yaşadığım. Yapma
işte beni hiç sevmemiş gibi dokunma. Tüm dertler senin başında toplanmıyor. Gerçi
ne kadar saçma beni hiç sevmediği halde özleyen bir adama aşkı anlatmak. Bitiyorsa
aşk değildir diye bir şeyler duymuştum. İçimde bitmeyen bir şeyler var ama aşk
değil başka bir şey ama adım kadar eminim senin içinde bazı şeylerin
bittiğinden. Sen bana aşık olduğunu sanan bir adamsın. Gerçek bu! Hiçbir zaman
aptal olmadım ben hiçbir zaman, sadece gerçekler canımı yakmasın diye hiçbir şeyi
bilmiyormuş gibi yaptım ve sabırla bekledim. Yapma böyle bana beni ayrılacağın
zamana kadar planlı bir şekilde davrandığını bana anlatma. O kadar öfkeliyim ki
sana değil şu aptal kafama. Sen kendin kaybettin beni. Sen kendin sana kendini
adayan birini kaybettin. Neden kaybettin Allah aşkına? Ne istedin daha benden? Yapma
olmaz işte seni sevmememi istedin sevmiyorum işte bana gelip soğuksun deme. Ne bekliyorsun
hala kapında yatmamı mı? Sevme dedin sevmiyorum, aşık olma dedin unut dedin ama
ben sana bir söz verdim. Sözümde durmaya çalışıyorum sana mesafeli bir şekilde.
İki saniye baş başa kalsak omuzlarında ağlayacağımı biliyorum bunun önüne
geçmem gerek neden beni anlayamıyorsun? Neden kendini benim yerime koymuyorsun.
Yapma ben kendimi senin yerine koyabiliyorken sende kendini benim yerime
koymalısın. Ben hiç güçsüz olmadım ben aslında hiç kaybetmedim, aç gözünü. Sen gittin
başkalarına o yanıyor dediğin yerlere su serpsinler diye sen gittin
başkalarının sevgisini istedin ama bende bulduğun sevgiyi bulamadın sen gittin
başka elleri tuttun başka insanlara güldün. Bende gidebilirdim, gidersem
dönmeyecektim ama hep bir bahane buldum kendime ve hep kaldım. Şimdi gitmek
istesem gitme bile diyemeyecek bir adamsın sen. Ben seni aşkla doldurdum. Yapma
aç gözünü benim yaptıklarımı da gör. Sana hep söylemek istemiştim nasip
bugüneymiş. Çok yalvardım sana eğer o zamanlar bir gram sızladıysa için şimdi beni
sevmesen de olur bu bile bana yeter. Her geldiğinde gideceğini bildiğim halde
yüreğime aldım seni. Güçlü olmak zor be adam. Hele ki güçlü durmak için içinde
kazanmak zorunda olduğun savaşlar çok zor. Ölüp ölüp diriliyorum, savaşta
etrafımdaki insanların bir bir ölüşünü seyrediyorum. Nasıl seyrederim içimdeki
savaşta senin öldüğünü? Sen seyrettin mi benim öldüğümü? Beni yaraladıkça ben
hep kendim sardım ya da sarmaya çalıştım ama sen hep başkalarından yardım almak
istedin. Kim güçlü adam? Yapma güçlüsün evet ama benim kadar değil. Ben sana
kendimi teslim ettim, ettim çünkü daha da güçlen istedim beni sorumluluğun
olarak gör istedim, “erkek” ol istedim. Çocuktun adam oldun. Gideceğin yerlerde
gururla söyle beni. Ben seninle gurur duyuyorum. Yapma sakın ola ki ağlama inan
ben bir damla gözyaşı dökmedim. Sen yapma ama ben yapmak zorundayım. Dediğim o
zor yolu tek başıma yürümek zorundayım belki ormanı yakmalıyım. Ama o bir tek
ağaç yanmamalı, oraya başka biriyle gel ve gölgesinde otur. Yapma, sakın yakma o
ağacı lütfen canımı yakmayı geçtim beni öldürürsün. Yapma, çünkü ben seni çok
sevdim.
11 Haziran 2015 Perşembe
Öfke
Ne zaman gitmek istesen sana hep "gitme" dedim. Kendimi yolunun önüne attım ve sen üstüme basa basa gittin. Hayır utanmadım, gocunmadım bundan. Kendimden vazgeçecek kadar benim sevgim. Önümüze bir taş çıksa beraber kaldırmaktansa tek başına o taşın üstünden atladın. Bense aptal gibi sen taşın üstündeyken o taşı sırtladım ve yoluma öyle devam ettim. Sen ellerimi hep bıraktın ben hiç bırakmadım. Senden bir şey beklemiyorum. Sen aslında hiç yorulmadın, sen kendini buna inandırdın için sızlamasın diye. Yorulan bendim ve ağlayan ve de defalarca kanayan. Yandım dedin yağmurlar yağdırdım, üşüdüm dedin yangın çıkarttım. Sahi sen hiç mutlu olmadın mı? Hiç mi yaptıklarımı göremedin? Yoksa görmek mi istemedin? Çünkü gideceğini biliyordun emin değildin kendinden görmezsem daha kolay atlatırım dedin kendi kendine. Sana beni sevmedin aşık olmadın demiyorum farkındaysan çünkü aşıktın ve sevdin. Ama karşıma geçip bende yara aldım deme bana sakın. Bende yaktım deme. Senin yaraladığın bendim, yaktığın da bendim. Senin yaran yok kendini kandırma ben sana hiç yara açmadım. Bu aralar ama biraz değişik hissediyorum. Sanki buzlaştı içimdekiler soğudum çoğu şeyden, senden. Hiçe sayılmak nedir bilemezsin. Bana yaşattırdıkkarını yaşatmadım sana. Merhametimden sevgimden kıyamadım sana. Ama burada bu kadar acı çekmektense cehennemde yanmayı tercih ederim. Aklım karıştı benim. Aklım artık almıyor. Arkama bakıyorum, yaşadıklarımıza. O zamanlar niye içimde buz dağları oluşturmamışım ki? Şimdi rahatım. Sana karşı en ufak bir hissim yok. Sen sadece sensin. Geçmişte hiç bir şey yaşanmamış gibi. Dedim ya kendimi hep önüne atmışım, üstüme basa basa gitmişsin. Sen bunu yapamazsın. Ben gitsem sen kalkıp bana "gitme" diyemezsin, kendini yoluma atıp üstüne basıp geçmeme izin vermezsin. Sen kendinden vermedin, sen korkaksın. Belki de güçsüz. Yaptığım için pişman değilim sadece bu kadar yaptıklarımın hiçe sayılmasına öfkeliyim. Sen benden hep gülerek gittin. Beni geri döndüğünde bıraktığın yerde bulacağını bilerek gittin. Kalkabilirdim sen üstüme basıp gittikten sonra. Aptal olma sadece seni bekledim ellerini tutmak için yoksa kalkamayacağımdan değildi. Ama çok akıllandım artık ne önüne attım kendimi ne sana gitme dedim. Bencilsin. Her zaman senin doğruların var. Herkesin acıklı bir hikayesi var tek sen acı çekmedin. En büyük bencilliğin neydi biliyor musun? Gittiğin halde acı çektin. Benim çekmem gereken acıdan kendine pay çıkarttın. Ama unutmayacağım. Sen benden gülerek gittin. Ve şimdi uğurluyorum seni içimden. Güle güle git artık öğrendin tamamen gülerek gidebilmeyi. Ama bir gün nasılsa ağlaya ağlaya geri döneceksin.
6 Haziran 2015 Cumartesi
Kafama Takmıyorum!
Bir
arkadaşım bana “şu hayatta takacağın en son şey gençlik döneminde ki aşklar
olsun” demişti. Kafama takmıyorum ki! Ama
yinede kafama takılması bile güzelken gerçeğini sen düşün. Benim ki platonik değildi
yani. Ama onu sevmek bile o kadar güzel ki sevmekten vazgeçmeye kıyamadım. Bana
kıysada canımı acıtsa da onu suçlamadım. O beni çok sevdi. Eminim zorunda
kalmıştır, başka çaresi kalmamıştır ki beni acıtmıştır. Yok canım kafama
takmıyorum. Mesela aşk kokardı cennet gibi.
Bir gözleri vardı ki sorma. Böyle derin derin bakardı o anlar boğulmak isterdim
gözlerinde. Sarılırdı beni içine sokmak istercesine. Aptal işte ben zaten
içindeydim, kalbinin en güzel yerindeydim ve asla ne olursa olsun
gitmeyecektim. Gitmedim zaten ama o
gitti. Kalbimde o boşluğu bıraktı. Orası atmıyor mesela. Ama hala onu gördüm mü
yüzümde aptalca bir sırıtış olur ve kalbimin o atmayan yeri atmaya başlar. Çok güzel
gülerdi o. Ben hiç güzel gülemezdim ama o gülerken çıkardığım o domuz sesini
severdi, dalga geçerdi. Zaten bütün kusurlarımı sevdi. Aşk buydu sanırım seni
değil kusurlarını sevmek. Sağ tarafındaki boşluğu onun kalbiyle doldurmak. Aşk onun
gülüşüyle sarhoş olmaktı ve bayım sarhoşları lütfen üzmeyin. Birden ayılınca
neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Çok büyük beklentilerim vardı ondan. Çok güzel
hayallerim vardı. Elimden gelse en mutlu anımızı çerçeveletip duvarıma asardım.
Elimden gelse odama kilitlerdim onu. Bir başkası benim hazinemi bulsun istemem.
O benim. Ve öylede kalacak. Ömrüm boyunca seveceğim sanırım, belki o da benimle
olmak ister tekrar? Hayır kafama falan taktığım yok, sanırım sakallarına aşıktım
en çok yada ellerinde ki nasırlara. Sanki oraları öptükçe geçecekmiş gibi
gelirdi acısını alıyormuşum gibi. Hiç kaybetmek istemedim onu. Hiç sevmekten
vazgeçmedim. İstemeyeceğim başka nasırlı eller, aşk kokan tenler. İlk ve sondu.
Belki tamamiyle şanslarımızı bitirmişizdir bilemem ama ne olursa olsun
istemeyeceğim ve başkasıyla olmayacağım. Oda olmasın. İstemiyorum ben. Kafama taktığımdan
değil vallahi. Kafama takmıyorum çok. Sigara içiyorum, müzik dinliyorum ve
kitap okuyorum. Kafama takmıyorum ama çok seviyorum. Keşke demek istemiyorum
ama keşke hep yanımda kalsa. Her gece ona kitap okusam beraber şarkı söylesek
veya alışverişe gitsek. En büyük halimdi benim bana tek taş alıp takacağı gün. Başka
birine o tek taşı taktığı zaman sanırım öldüğüm gün olacak. Benim hayalimde
gereksiz kişi kalacağım, benim hayalimi başkası yaşayacak. Hayır ya kafama
taktığımdan değil arada aklıma geliyo işte. Aklıma geldikçe sigara yakıyorum. Ve
kafama takınca üzülmüyorum kafamdan gidince üzülüyorum. Tamam kabul kafama
takıyorum ama ne yapayım sen söyle çok seviyorum be!
4 Haziran 2015 Perşembe
Karanlığım
Karanlığı mesken edindim kendime. Çünkü karanlıkta görmek istemediğim şeyleri görmem. Işık herşeyi gösterir, gözlerim kanar kalbim gibi. Karanlık sakin sessiz ve huzurlu. Ve birde sigara karanlıkta daha güzel içiliyor. Geceleri de ondan severim. Yine de hiç bir karanlık içimdeki karanlığa denk değil. Yinede ben her gece gökyüzüne sigaramın dumanıyla onun gözlerini çiziyorum. Hiç bir ışık onun gözlerinde gördüğüm ışıktan güzel değil. Ve ışık karanlıkta varolamaz. Onun ışığı bile benim karanlığımı aydınlatamadı. Bir ara geceleri hiç sevmedim onun ışığı var diye ama o ışığını söndürdü içimde. Şimdi geceleri ve karanlığı daha çok seviyorum. Görünmeyen kelepçelerle bağlamışlar karanlığa beni artık ne yapsamda kurtulamam. Ama en çok onun ellerini sevmiştim ellerimi bu kelepçelerden daha sıkı tutardı. Karanlık bana onun en güzel yanlarını hatırlatır ve sigara hep bu güzel anılara yakılır. O ki benim en güzel karanlığım. Bir sigara daha yakarım sana diyip bir paketinin sonunu getirdiğim gecelerde ben hep onun kokusu niyetine duman çektim içime. Bir kokusu vardı cehennemde açmış çiçekler gibi. Ve benim karanlığım cehennemden bile fazla. Boynumda dudakları var sanki hala ve ben her karanlık çöktüğünde onu öpüyorum gizlice. Benim karanlığımla ne kadar başaçıkabilirdi ki zaten? Halbuki benim karanlığımla onun ışığı sevişirdi her gece biz uyurken. Karanlığım. Geceden bile. Siyahlardan bile. Korkuyorum. İçimde acıyo biraz. Ümitsizlik karanlıktan da beter. Ama yinede dudaklarına dokundu parmaklarım. Karanlıkta kalma sebebim bu. En minik hücreme kadar işledin. Benim karanlınğım senin tenin. Ve en güzel şeydi alnımdan öpmen. Karanlığı mesken edindim ben. Karanlığım sen karanlıkta kalma sebebim sen. Senden vazgeçmedikçe karanlığımdan da vazgeçmeyeceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)