6 Ekim 2016 Perşembe
✨🌙
Asılsız intiharlarıma karşılık yaşamayı seçiyorum bugün. Yaşayıp nefes almak istiyorum. Zira etrafımdakilere nefes olurken ben nefes almayı unutuyorum. İçimde gezen organlarımı cayır cayır yakan o sürtük biçimli acıya yenilmeyi seçiyorum. Evet, kaybedersem kazanırdım değil mi? Boyun eğiyorum o'na, artık daha fazla ele geçirebilir bu zavallı bedeni. Bu kendime acımak falan değil bilakis bu benim gücümdür. Siz, yenebildiniz mi o acıyı? O acının beraberinde getirdiği ıssız öfkeyi yenebildiniz mi? Kabullendiniz ve ya görmezden geldiniz. Bense yeniliyorum. Aldığım bu yenilgi yüzümde kırbaç darbesi gibi şaklarken aldığım nefeslerle yaşamayı seçiyorum. Bunun büyüklüğünü ancak yüreğinizin büyüklüğüyle anlayabilirsiniz pekte bir ümidim yok sizden. Dâr-ı imtihân olmuş odam, penceremde ki perdeyi ne zaman gün ışığına kavuşmak için çeksem, karanlığı görüyor gözlerim. Sözlerimse ayrı bir dava. Sanki hepsi bana yasak, hepsi bana dar. O kadar karanlık ki sözlerim arasında kendime rastlayamıyorum, o kadar karanlık ki kendi gölgemi bulamıyorum. Ha bu arada kor gibi ciğerlerimde gezinen şu ıssız öfke var. Kendime zarar verdikçe bacak bacak üstüne atıp kahkahalarla bana gülen bir öfke bu. Bir insanı öfkesi yer bitirirmiş ya benim ki öyle değil. İstediği belli, arada susuyor, yakmıyor ciğerlerimi kendime gelmem için bile fırsat tanıyor bana. Sonra devam et diyor, tüket kendini. Benim öfkem kişiselleştirilemeyecek kadar geniş bir kavram. Varoluşa kadar öfkeliyim. Acıysa dingin bu aralar. Tüketebildiği kadar tüketti, beğenmiyordur artık verdiğim tepkileri. Tepkisizliğimin nedeni de belli, alışkanlık. Her bir adımını ezberlediğim hamleleri acıtmıyor ya artık küskün herhalde bana. Benim acım bile varoluşa. Büyük romanlar haz vermiyor eskisi kadar, kelimeler fazlalaştıkça satır aralarına saklanamıyorum. Küçük cümleleri seviyorum artık. Yeteri kadar küçükse daha rahat sığabiliyorum. Külfet olan şeyleri kendimden söküp attıkça bir kuşun kalbi kadar ufaldım. Kuş demişken, uçması kaderinde yazılıyken sevdiği yeri terk etmemek için kanadını kıran ve gökyüzüne hasret kalmış insanlar var aramızda. Üzmeyin onları da. Fısıltılarıma sığdırabildiğim cümlelerim bunlar. Kendime sayıklayabildiklerim. Kendimden bir şeyler katabildiğim cümleler. Bir kere karanlık çöktümü insanın yüreğine bir gün bile güneş doğmaz içine. Zira sizin kalbiniz bile zift karasıyken benim içimde ki karanlığa bile denk değildi. Ayı ve yıldızları muhşetem gösteren şeydir karanlık. Kapat ışıkları, sarıl karanlığına.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder