Denerdim. Her yolu. Her gün. Yılmadan. Yıkılmadan. Pes etmeden. Denerdim. Değer derdim, değer çünkü yaşayacaktım hayatı. Zamanı gelince büyüyecektim, çok geçtim o yollardan diyecektim. Buydu benim için yaşamak. Lakin artık o kadar zor ki. O yollar, o sokaklar çok dar ve de tenha. Karanlıktan korkmak değil benimki, sessizlik kokuyor duvarlar. Adımlarım sarsak, düşmekten korkmuyorum ama tedirginim. Gücüm diyorum gücüm bitiyor gibi. Tenim toprağa hasret gibi, düşmemi bekliyor sanki. Bir sokak diğer bir sokağa çıkarken kendi kendime konuşacak kadar bile düşünemiyorum. Isırmaktan kanamış ve kabuk tutmuş dudağımı koyu renk rujlarla kamufle ediyorum. Orada olduklarını biliyorum ama ortaya çıkarmaya çekiniyorum. İnsan yarasını saklamayı öğrendimi büyür mü? Biraz olsun olgunlaştırır mı bu davranış insanı? Peki ya zaman? Zaman değil miydi biz düşünebilen varlığı büyüten, olgunlaştıran. Zamansızım, düşüncelerim sessiz. Olduğum yaşta mı kalacağım derken bir mum daha fazla söndürüyorum pastadan. Tanığıyım yaşantıma giren hayatların. Zor hayatlar varken etrafımda kendi hayatıma yorum yapamayacak kadar göremiyorum önümü. Zorla hadi kendini, öteki sokak aydınlık! Hangi aydınlık? Karanlığın varlığıyla parlayabilen yıldızların aydınlığı mı? Şafak zamanlarını da severim. Eski bir inanış bilirsin güneş ve ayın aşkı günde iki defa dokunurlarmış birbirlerine. Ya dokunamadıklarım? Hangi zaman diliminde dokunacağım? Körelmiş bir bıçakla deşiyor çiçek kokuları ciğerimi. İçtiğim sigara kadar mı çürümüş ciğerlerim, zararlı olan sigara mı? Ya insanlar? İlla ki kan mı akması gerek illa ki zift mi akması gerek ciğerden? Hayır, insanların açtığı yaralar sigaradan da zararlı. Sırf gözükmüyor diye yok sayamazsınız. Bak gökyüzüne, karanlığı yok sayma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder