Yapma. Beni hiç
tanımıyormuş gibi konuşma. Hiç ellerimi tutmamış gibi bakma bana. Daha fazla
yaralama. Her şeyi üstüne alıp en büyük fedakarlığı yapmış gibi bakma
gözlerime. Yangınlarımı söndürmüş gibi dudaklarını büzme. Yaralarımı sarmışsın
gibi hareketler yapma. Yapma işte. Sen beni güçlendirdin ya hani. Güçlenmemin tek
sebebi senmişsin hani. Yapma içini rahatlatmak için böyle düşünme. Belki etkin
vardı üzerimde belki birkaç adım daha attım senin sayende. Ama ben sana
geldiğimde de güçlüydüm, sen benden gittiğinde de güçlüydüm. Ben hiçbir zaman
duvarlarımı yıkmadım. Yapma gardını indirmeyen tek sen değilsin. O kadar
bencilsin ki! Üzülen tek sen değilsin. Güçlü olan tek sen değilsin. O kadar
saçma ki “güçlü olmak” cümlesi. Güçlü olup olmamamın bir önemi yok ki! Önemli olan
duruştur, karakterdir. Varsın içim yansın varsın her gece sen kanasın yaralarım
varsın tüm dünya bana düşman olsun vazgeçmeyeceğim yolumdan. Güçlü olmak bu mu
sadece? İstersen yine gidersin seni bana bağlayan bir şey yok ki artık. Ama beni
sana bağlayan bir şeyler var adını tam koyamadığım. Duygu karmaşası yaşadığım. Yapma
işte beni hiç sevmemiş gibi dokunma. Tüm dertler senin başında toplanmıyor. Gerçi
ne kadar saçma beni hiç sevmediği halde özleyen bir adama aşkı anlatmak. Bitiyorsa
aşk değildir diye bir şeyler duymuştum. İçimde bitmeyen bir şeyler var ama aşk
değil başka bir şey ama adım kadar eminim senin içinde bazı şeylerin
bittiğinden. Sen bana aşık olduğunu sanan bir adamsın. Gerçek bu! Hiçbir zaman
aptal olmadım ben hiçbir zaman, sadece gerçekler canımı yakmasın diye hiçbir şeyi
bilmiyormuş gibi yaptım ve sabırla bekledim. Yapma böyle bana beni ayrılacağın
zamana kadar planlı bir şekilde davrandığını bana anlatma. O kadar öfkeliyim ki
sana değil şu aptal kafama. Sen kendin kaybettin beni. Sen kendin sana kendini
adayan birini kaybettin. Neden kaybettin Allah aşkına? Ne istedin daha benden? Yapma
olmaz işte seni sevmememi istedin sevmiyorum işte bana gelip soğuksun deme. Ne bekliyorsun
hala kapında yatmamı mı? Sevme dedin sevmiyorum, aşık olma dedin unut dedin ama
ben sana bir söz verdim. Sözümde durmaya çalışıyorum sana mesafeli bir şekilde.
İki saniye baş başa kalsak omuzlarında ağlayacağımı biliyorum bunun önüne
geçmem gerek neden beni anlayamıyorsun? Neden kendini benim yerime koymuyorsun.
Yapma ben kendimi senin yerine koyabiliyorken sende kendini benim yerime
koymalısın. Ben hiç güçsüz olmadım ben aslında hiç kaybetmedim, aç gözünü. Sen gittin
başkalarına o yanıyor dediğin yerlere su serpsinler diye sen gittin
başkalarının sevgisini istedin ama bende bulduğun sevgiyi bulamadın sen gittin
başka elleri tuttun başka insanlara güldün. Bende gidebilirdim, gidersem
dönmeyecektim ama hep bir bahane buldum kendime ve hep kaldım. Şimdi gitmek
istesem gitme bile diyemeyecek bir adamsın sen. Ben seni aşkla doldurdum. Yapma
aç gözünü benim yaptıklarımı da gör. Sana hep söylemek istemiştim nasip
bugüneymiş. Çok yalvardım sana eğer o zamanlar bir gram sızladıysa için şimdi beni
sevmesen de olur bu bile bana yeter. Her geldiğinde gideceğini bildiğim halde
yüreğime aldım seni. Güçlü olmak zor be adam. Hele ki güçlü durmak için içinde
kazanmak zorunda olduğun savaşlar çok zor. Ölüp ölüp diriliyorum, savaşta
etrafımdaki insanların bir bir ölüşünü seyrediyorum. Nasıl seyrederim içimdeki
savaşta senin öldüğünü? Sen seyrettin mi benim öldüğümü? Beni yaraladıkça ben
hep kendim sardım ya da sarmaya çalıştım ama sen hep başkalarından yardım almak
istedin. Kim güçlü adam? Yapma güçlüsün evet ama benim kadar değil. Ben sana
kendimi teslim ettim, ettim çünkü daha da güçlen istedim beni sorumluluğun
olarak gör istedim, “erkek” ol istedim. Çocuktun adam oldun. Gideceğin yerlerde
gururla söyle beni. Ben seninle gurur duyuyorum. Yapma sakın ola ki ağlama inan
ben bir damla gözyaşı dökmedim. Sen yapma ama ben yapmak zorundayım. Dediğim o
zor yolu tek başıma yürümek zorundayım belki ormanı yakmalıyım. Ama o bir tek
ağaç yanmamalı, oraya başka biriyle gel ve gölgesinde otur. Yapma, sakın yakma o
ağacı lütfen canımı yakmayı geçtim beni öldürürsün. Yapma, çünkü ben seni çok
sevdim.
16 Haziran 2015 Salı
11 Haziran 2015 Perşembe
Öfke
Ne zaman gitmek istesen sana hep "gitme" dedim. Kendimi yolunun önüne attım ve sen üstüme basa basa gittin. Hayır utanmadım, gocunmadım bundan. Kendimden vazgeçecek kadar benim sevgim. Önümüze bir taş çıksa beraber kaldırmaktansa tek başına o taşın üstünden atladın. Bense aptal gibi sen taşın üstündeyken o taşı sırtladım ve yoluma öyle devam ettim. Sen ellerimi hep bıraktın ben hiç bırakmadım. Senden bir şey beklemiyorum. Sen aslında hiç yorulmadın, sen kendini buna inandırdın için sızlamasın diye. Yorulan bendim ve ağlayan ve de defalarca kanayan. Yandım dedin yağmurlar yağdırdım, üşüdüm dedin yangın çıkarttım. Sahi sen hiç mutlu olmadın mı? Hiç mi yaptıklarımı göremedin? Yoksa görmek mi istemedin? Çünkü gideceğini biliyordun emin değildin kendinden görmezsem daha kolay atlatırım dedin kendi kendine. Sana beni sevmedin aşık olmadın demiyorum farkındaysan çünkü aşıktın ve sevdin. Ama karşıma geçip bende yara aldım deme bana sakın. Bende yaktım deme. Senin yaraladığın bendim, yaktığın da bendim. Senin yaran yok kendini kandırma ben sana hiç yara açmadım. Bu aralar ama biraz değişik hissediyorum. Sanki buzlaştı içimdekiler soğudum çoğu şeyden, senden. Hiçe sayılmak nedir bilemezsin. Bana yaşattırdıkkarını yaşatmadım sana. Merhametimden sevgimden kıyamadım sana. Ama burada bu kadar acı çekmektense cehennemde yanmayı tercih ederim. Aklım karıştı benim. Aklım artık almıyor. Arkama bakıyorum, yaşadıklarımıza. O zamanlar niye içimde buz dağları oluşturmamışım ki? Şimdi rahatım. Sana karşı en ufak bir hissim yok. Sen sadece sensin. Geçmişte hiç bir şey yaşanmamış gibi. Dedim ya kendimi hep önüne atmışım, üstüme basa basa gitmişsin. Sen bunu yapamazsın. Ben gitsem sen kalkıp bana "gitme" diyemezsin, kendini yoluma atıp üstüne basıp geçmeme izin vermezsin. Sen kendinden vermedin, sen korkaksın. Belki de güçsüz. Yaptığım için pişman değilim sadece bu kadar yaptıklarımın hiçe sayılmasına öfkeliyim. Sen benden hep gülerek gittin. Beni geri döndüğünde bıraktığın yerde bulacağını bilerek gittin. Kalkabilirdim sen üstüme basıp gittikten sonra. Aptal olma sadece seni bekledim ellerini tutmak için yoksa kalkamayacağımdan değildi. Ama çok akıllandım artık ne önüne attım kendimi ne sana gitme dedim. Bencilsin. Her zaman senin doğruların var. Herkesin acıklı bir hikayesi var tek sen acı çekmedin. En büyük bencilliğin neydi biliyor musun? Gittiğin halde acı çektin. Benim çekmem gereken acıdan kendine pay çıkarttın. Ama unutmayacağım. Sen benden gülerek gittin. Ve şimdi uğurluyorum seni içimden. Güle güle git artık öğrendin tamamen gülerek gidebilmeyi. Ama bir gün nasılsa ağlaya ağlaya geri döneceksin.
6 Haziran 2015 Cumartesi
Kafama Takmıyorum!
Bir
arkadaşım bana “şu hayatta takacağın en son şey gençlik döneminde ki aşklar
olsun” demişti. Kafama takmıyorum ki! Ama
yinede kafama takılması bile güzelken gerçeğini sen düşün. Benim ki platonik değildi
yani. Ama onu sevmek bile o kadar güzel ki sevmekten vazgeçmeye kıyamadım. Bana
kıysada canımı acıtsa da onu suçlamadım. O beni çok sevdi. Eminim zorunda
kalmıştır, başka çaresi kalmamıştır ki beni acıtmıştır. Yok canım kafama
takmıyorum. Mesela aşk kokardı cennet gibi.
Bir gözleri vardı ki sorma. Böyle derin derin bakardı o anlar boğulmak isterdim
gözlerinde. Sarılırdı beni içine sokmak istercesine. Aptal işte ben zaten
içindeydim, kalbinin en güzel yerindeydim ve asla ne olursa olsun
gitmeyecektim. Gitmedim zaten ama o
gitti. Kalbimde o boşluğu bıraktı. Orası atmıyor mesela. Ama hala onu gördüm mü
yüzümde aptalca bir sırıtış olur ve kalbimin o atmayan yeri atmaya başlar. Çok güzel
gülerdi o. Ben hiç güzel gülemezdim ama o gülerken çıkardığım o domuz sesini
severdi, dalga geçerdi. Zaten bütün kusurlarımı sevdi. Aşk buydu sanırım seni
değil kusurlarını sevmek. Sağ tarafındaki boşluğu onun kalbiyle doldurmak. Aşk onun
gülüşüyle sarhoş olmaktı ve bayım sarhoşları lütfen üzmeyin. Birden ayılınca
neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Çok büyük beklentilerim vardı ondan. Çok güzel
hayallerim vardı. Elimden gelse en mutlu anımızı çerçeveletip duvarıma asardım.
Elimden gelse odama kilitlerdim onu. Bir başkası benim hazinemi bulsun istemem.
O benim. Ve öylede kalacak. Ömrüm boyunca seveceğim sanırım, belki o da benimle
olmak ister tekrar? Hayır kafama falan taktığım yok, sanırım sakallarına aşıktım
en çok yada ellerinde ki nasırlara. Sanki oraları öptükçe geçecekmiş gibi
gelirdi acısını alıyormuşum gibi. Hiç kaybetmek istemedim onu. Hiç sevmekten
vazgeçmedim. İstemeyeceğim başka nasırlı eller, aşk kokan tenler. İlk ve sondu.
Belki tamamiyle şanslarımızı bitirmişizdir bilemem ama ne olursa olsun
istemeyeceğim ve başkasıyla olmayacağım. Oda olmasın. İstemiyorum ben. Kafama taktığımdan
değil vallahi. Kafama takmıyorum çok. Sigara içiyorum, müzik dinliyorum ve
kitap okuyorum. Kafama takmıyorum ama çok seviyorum. Keşke demek istemiyorum
ama keşke hep yanımda kalsa. Her gece ona kitap okusam beraber şarkı söylesek
veya alışverişe gitsek. En büyük halimdi benim bana tek taş alıp takacağı gün. Başka
birine o tek taşı taktığı zaman sanırım öldüğüm gün olacak. Benim hayalimde
gereksiz kişi kalacağım, benim hayalimi başkası yaşayacak. Hayır ya kafama
taktığımdan değil arada aklıma geliyo işte. Aklıma geldikçe sigara yakıyorum. Ve
kafama takınca üzülmüyorum kafamdan gidince üzülüyorum. Tamam kabul kafama
takıyorum ama ne yapayım sen söyle çok seviyorum be!
4 Haziran 2015 Perşembe
Karanlığım
Karanlığı mesken edindim kendime. Çünkü karanlıkta görmek istemediğim şeyleri görmem. Işık herşeyi gösterir, gözlerim kanar kalbim gibi. Karanlık sakin sessiz ve huzurlu. Ve birde sigara karanlıkta daha güzel içiliyor. Geceleri de ondan severim. Yine de hiç bir karanlık içimdeki karanlığa denk değil. Yinede ben her gece gökyüzüne sigaramın dumanıyla onun gözlerini çiziyorum. Hiç bir ışık onun gözlerinde gördüğüm ışıktan güzel değil. Ve ışık karanlıkta varolamaz. Onun ışığı bile benim karanlığımı aydınlatamadı. Bir ara geceleri hiç sevmedim onun ışığı var diye ama o ışığını söndürdü içimde. Şimdi geceleri ve karanlığı daha çok seviyorum. Görünmeyen kelepçelerle bağlamışlar karanlığa beni artık ne yapsamda kurtulamam. Ama en çok onun ellerini sevmiştim ellerimi bu kelepçelerden daha sıkı tutardı. Karanlık bana onun en güzel yanlarını hatırlatır ve sigara hep bu güzel anılara yakılır. O ki benim en güzel karanlığım. Bir sigara daha yakarım sana diyip bir paketinin sonunu getirdiğim gecelerde ben hep onun kokusu niyetine duman çektim içime. Bir kokusu vardı cehennemde açmış çiçekler gibi. Ve benim karanlığım cehennemden bile fazla. Boynumda dudakları var sanki hala ve ben her karanlık çöktüğünde onu öpüyorum gizlice. Benim karanlığımla ne kadar başaçıkabilirdi ki zaten? Halbuki benim karanlığımla onun ışığı sevişirdi her gece biz uyurken. Karanlığım. Geceden bile. Siyahlardan bile. Korkuyorum. İçimde acıyo biraz. Ümitsizlik karanlıktan da beter. Ama yinede dudaklarına dokundu parmaklarım. Karanlıkta kalma sebebim bu. En minik hücreme kadar işledin. Benim karanlınğım senin tenin. Ve en güzel şeydi alnımdan öpmen. Karanlığı mesken edindim ben. Karanlığım sen karanlıkta kalma sebebim sen. Senden vazgeçmedikçe karanlığımdan da vazgeçmeyeceğim.
29 Mayıs 2015 Cuma
Bu Gece Aç Kalbini Adam
Boş ver bu
akşam ne öpüşelim ne de sevişelim adam. Bu akşam içimizi dökerek ağlayalım
beraber. Sen benim göz yaşım ol ben senin. Kalbim kalbin olmuş, ellerim
ellerinde. Bak geceye, gece de ağlıyor bizimle. Sana bugün ağlayan kelimelerle
konuşacağım adam. Bahsedeceğim konu, sen ve ben. Yani biz. Biz ve bizim
aşkımız. Dudaklarının tadını hatırlıyorum ve kafamı boynuna gömdüğümde aldığım
o aşk kokusunu. Ben ağlarken ben ağladığım için ağlayarak ağlama deyişini. Bana
araba çarptığındaki panik oluşunu. Karamele alerjim var bilirsin. Arkadaşlarımızın bize beşinci ayımızda yaptırdığı sürpriz karamelli pastayı
hatırlıyorum. Alerjim var diye herkes yerken ben izlemiştim ve sen bana
kıyamayıp bir parça keki temizleyip yedirmiştin. Hala her şey saniyesine kadar
aklımda. Hala şu ay ve yıl tarihlerini biraz karıştıryorum kafamda. Çıkma tarihimizi
bile zor ezberlemiştim. Hatırlarsın bize sorduklarında sen cevap verirdin. Ama doğum
günü tarihini hiç unutmadım. Doğum günün benim miladım, doğum günün benim
doğduğum gün. Saatlerce bakışırdık seninle. Sigara içerdik beraber. Bugün sen
al yarın ben derdik. Birimiz aç kalsada diğerine yedirirdik. Kendimize bir dünya
kurduk ve orada yaşadık. Sonu hiç gelmeyecekmiş gibi. Sonra büyüdük. Duygular değişmedi
ama mantık öne çıkmaya başladı. Yada özgür kalma hissi. Alıştığımızı sanıp
aşkımızı yitirdik. Aslında bu ayrılıp barışmalar bize çok yaradı. Ne kadar hep
sen gitmiş olsanda. Birbirimize hayatlarımızdan vererek fedakarlık ettik. İlerde
yaşayacağımız aşkı biz birbirimize verdik. Biz hep “onlar bitmez” olarak
kalacağız ve gerçektende bitmeyeceğiz. Biz biririmizin içinde yaşayacağız. Sen benim
ilk göz ağrımsın. Sen benim ilk aşkımsın. Sen benim ilk kahramsın. Sen benim
ilk güvendiğim adamsın. Senden nasıl vazgeçerim? Şimdi başka yaşamlar süreceğiz
birbirimizden ayrı. Ama ne zaman yere düşsem sana koşacağım. Ne zaman beni
üzseler senden medet umacağım. Sen benimsin ben senin. İnsan nefes almayı
unutmaz adam insan nefes almayı hissetmez. Ama insan arada
derince nefes alır. Bizde öyle olacağız birbirimiz için, derince alınmış nefes
olacağız. Boşver bu akşam sarılarak yatmayalım onu çok yaptık. Bu akşam hep
ağlayalım. Hatırlar mısın? Okul çıkışı akşam olmuştu parkta oturmuştuk ve
sigara içiyorduk yağmur yağdı. Ve biz o yağmurda öpüşmüştük. Her yağmur yağdığında ben o anıyı hatırlarım hep. Yağmura inat öpüşüyorduk sanki. Ben ilk kez senin
yanında sarhoş oldum adam. Ben hep
kitaplardaki aşklara özenirdim ufakken. Aşk fikrine aşık olan bir insandım. Aşık
olduğumu sanardım senden önce. Sonra seni gördüm. Biliyorsun sana ilk görüşte
aşık olmuştum ben. O an kitaplarda okuduğum gibi garipten müzik sesleri
duymadım yada midemde kelebekler uçuşmadı. Beynimi hissetmedim. Sesler kesilmişti
sanki. Ve sigaram yere düşmüştü. Bana ilk aldığın çiçeği denize atmıştım
defterimin arasında kurumasın diye. Ben hep okuduğum kitaplarda ki gibi istedim
aşkı. Ama sen bana onlardan bile güzel bir aşk verdin. Kitaplardaki aşk artık
sensin. Seni seviyorum adam, son nefesime kadar. Ama bu gece aç kalbini bana
adam sana ağlamaya geliyorum.
28 Mayıs 2015 Perşembe
Hikaye
Beni seveni
sevmeyi öğrenmem gerek artık. Benim sevdiğim benim sırtımı yere getirdi ama
beni seven benim sırtımı yere getirmez. Ama haksızlık olmasın oda istemezdi
beni üzmek. Ama hayat işte. Zaten sevmeyi öğrettiğim insanlar bana hep karşılıksız
sevmemeyi öğretti. Ben ders verdiğimi sanarken onlar bana en büyük dersi verdi.
Beni seveni sevmeliyim bundan sonra. Zaten bir süre sonra bende severim onu. Ne
eksik severim ne çok fazla. Kaybetme korkum olmaz mesela. Çünkü kaybedilecek
kişi benimdir artık. Boş yere savaşıp yormam kendimi. Savaşacak bir şeyim
yoktur çünkü. Savaşta benim içindir, karşımdakinin korkularıda. Hikayede sevilen
taraf olacağım artık, beni sevene kalbimi açtığım zaman. Belki beni duygusuz
olarak tanımlayacak beni seven. Halbuki bilemeyecek o duygusuz olmanın ne kadar
iyi olacağını. Oda bende öğrenecek kaybetmeyi, savaşmayı ve eğer gidersem
yokluğumda çekeceği acıyı. Benim öğretmenim gitti. Ve zamanı gelince bende beni
sevenden gideceğim. Ama o bunu bilmeyecek. Sonsuzmuşum gibi sevecek beni. Benim
öğretmenimi sevdiğim gibi. Bana gaddar diyecek arkama bakmadığım için belki de
kalbin yok diyecek. Beni hiç sevmedin diyecek. Ve söylediği her şeyin doğru
olduğunu bilmeyecek. Hala içinde bir umut besleyecek. Umut insanın içini
yavaşça öldüren bir zehir gibidir. Panzehiri ise sevdiceğindir. Ben panzehirimi
alamadığım için öldüm. Beni sevende beni alamadığı için ölecek. Ve bu böyle
devam edecek. Aslında bu hikayede öğretmenim de, beni sevende ve bende üzüleceğim.
Bu hikayenin bir kazanananı olmayacak. Başka hikayelere konuk olup yan
rollerimizi oynayacağız güzelce. Ama kendi hikayemize üzgünce bakacağız. Ben de,
öğretmenim de ve beni sevende bu hikayeyi unutamayacak. Son nefeslerimizde bile
bu sonunu getiremediğimiz hikayeyi hatırlayacağız. Hikayenin sonununda ben
öğretmenimle olacağım bana göre, beni sevense benimle olacak. Ama aslında kimse
birbiriyle olamayacak. Çünkü bu hikayenin bir sonu olmayacak. Üçümüzün arasında
yarım kalmış bir hikaye olacak ve herkes kafasına göre tamamlayacak sonunu. Ama
şimdi bunları düşünmemeliyim. Öğretmenim gitti. Ve ben artık hikayeme başlamak
için biran önce beni seveni sevmeyi öğrenmeliyim.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Git
Git artık ya. Git. Ama gidince olmuyo gelince de olmuyo. Olanlar sana değil hep bana oluyo. Bu çark hep sen tarafından çevrilip bana denk gelmiyo. Her nefesimde kaybediyorum seni. Her defasında acıyo şuram. Geçer mi dersin bu acı? Sertleşirmi avuç içlerindeki nasırlar gibi. Kabuk mu bağlar önce? Kanar mı sürekli? Gözlerimiz bakarken birbirine irislerimiz neden sevişir ki hep? Neden her defasında o gözlerin benim canımı acıtır? Ya nefesin? Nefesin tenimi neden yakar ki? Ne istiyorsun benden? Gidiyorsun, git. Geliyorsun, gel. Adım atacak halim kalmadı. Kendi yaralarından bahsetme bana adam. Yaralarımı göstersem korkar kaçarsın. Hem sen yara sarmak ne demek bilemezsin. Hele ki soğuk gecelerde. Ben seni hiç kanatmadım sana yaralar açmadım. Ben senden hiç gitmedim sen beni hiç kaybetmedin. Ne acı sanki sana ulaşmak için tuzaklarından geçmem gerek gibi. Kim katlanır adam bu tuzaklarına? Kim yanmayı kabul eder? Bana aşkından bahsetme adam. Senin aşkın bana komik gelir. Benim aşkımın tamamını görsen kaldırmaz senin yüreğin. Ne yapacağımı şaşırdım artık. Benim misin? Senin miyim? Biz miyiz? Söyle bu kalbin sahibi kim adam? Ben diyebiliyorum sana "o kalp benim" diye. Sende bu kadar sahiplenebilecek kadar güç var mı? Ben senden başkasının olmadım ama neydi başkalarında bir şeyler aramanı gerektiren ben seni bu kadar severken? Adam sus bana özlemekten de bahsetme! Sen ne anlarsın özlemekten? Sen özleme beni çünkü ben ikimize yetecek kadar özledim. Ama adam iyi duy artık beni "bitti". İçimdeki dar ağacına astım seni. Ne gözlerin, ne nefesin ne de avuç içlerin vazgeçirdi beni. Öldürdüm içimde seni. Hadi git sen artık. Git bir şey olmaz bana biraz acır sadece katlanamayacağım bir durum değil. Gitki acılarım da aşkım da özgürlüğüne kavuşsun. Asılı durduğun yerde ayaklarının altında ki tabureye tekmeyi bastım ben adam. Çırpınma gözümün önünde. Güçlü öl içimde. Ben seni güçlü olduğun için sevmiştim. Belki bir gün dirilirsin adam. Dirilince o çarkı tekrar çevirirsin. Çevirirsin ama bana denk gelmeyen bütün oklar beni gösterirde gelip bakarsın içime. Yanık bir orman görürsün. Ormanın tam ortasında bir tek ağaç kalmıştır. Git artık adam. Ben seni benden gittiğin kadar sevdim zaten. Ve en çok sevdiğim şeydi avcunun içine ellerimi alışın. Bende onun gibi kavramıştım seni. Neyse bakma arkana. Devam et ve git.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)