Denerdim. Her yolu. Her gün. Yılmadan. Yıkılmadan. Pes etmeden. Denerdim. Değer derdim, değer çünkü yaşayacaktım hayatı. Zamanı gelince büyüyecektim, çok geçtim o yollardan diyecektim. Buydu benim için yaşamak. Lakin artık o kadar zor ki. O yollar, o sokaklar çok dar ve de tenha. Karanlıktan korkmak değil benimki, sessizlik kokuyor duvarlar. Adımlarım sarsak, düşmekten korkmuyorum ama tedirginim. Gücüm diyorum gücüm bitiyor gibi. Tenim toprağa hasret gibi, düşmemi bekliyor sanki. Bir sokak diğer bir sokağa çıkarken kendi kendime konuşacak kadar bile düşünemiyorum. Isırmaktan kanamış ve kabuk tutmuş dudağımı koyu renk rujlarla kamufle ediyorum. Orada olduklarını biliyorum ama ortaya çıkarmaya çekiniyorum. İnsan yarasını saklamayı öğrendimi büyür mü? Biraz olsun olgunlaştırır mı bu davranış insanı? Peki ya zaman? Zaman değil miydi biz düşünebilen varlığı büyüten, olgunlaştıran. Zamansızım, düşüncelerim sessiz. Olduğum yaşta mı kalacağım derken bir mum daha fazla söndürüyorum pastadan. Tanığıyım yaşantıma giren hayatların. Zor hayatlar varken etrafımda kendi hayatıma yorum yapamayacak kadar göremiyorum önümü. Zorla hadi kendini, öteki sokak aydınlık! Hangi aydınlık? Karanlığın varlığıyla parlayabilen yıldızların aydınlığı mı? Şafak zamanlarını da severim. Eski bir inanış bilirsin güneş ve ayın aşkı günde iki defa dokunurlarmış birbirlerine. Ya dokunamadıklarım? Hangi zaman diliminde dokunacağım? Körelmiş bir bıçakla deşiyor çiçek kokuları ciğerimi. İçtiğim sigara kadar mı çürümüş ciğerlerim, zararlı olan sigara mı? Ya insanlar? İlla ki kan mı akması gerek illa ki zift mi akması gerek ciğerden? Hayır, insanların açtığı yaralar sigaradan da zararlı. Sırf gözükmüyor diye yok sayamazsınız. Bak gökyüzüne, karanlığı yok sayma.
11 Ekim 2016 Salı
6 Ekim 2016 Perşembe
✨🌙
Asılsız intiharlarıma karşılık yaşamayı seçiyorum bugün. Yaşayıp nefes almak istiyorum. Zira etrafımdakilere nefes olurken ben nefes almayı unutuyorum. İçimde gezen organlarımı cayır cayır yakan o sürtük biçimli acıya yenilmeyi seçiyorum. Evet, kaybedersem kazanırdım değil mi? Boyun eğiyorum o'na, artık daha fazla ele geçirebilir bu zavallı bedeni. Bu kendime acımak falan değil bilakis bu benim gücümdür. Siz, yenebildiniz mi o acıyı? O acının beraberinde getirdiği ıssız öfkeyi yenebildiniz mi? Kabullendiniz ve ya görmezden geldiniz. Bense yeniliyorum. Aldığım bu yenilgi yüzümde kırbaç darbesi gibi şaklarken aldığım nefeslerle yaşamayı seçiyorum. Bunun büyüklüğünü ancak yüreğinizin büyüklüğüyle anlayabilirsiniz pekte bir ümidim yok sizden. Dâr-ı imtihân olmuş odam, penceremde ki perdeyi ne zaman gün ışığına kavuşmak için çeksem, karanlığı görüyor gözlerim. Sözlerimse ayrı bir dava. Sanki hepsi bana yasak, hepsi bana dar. O kadar karanlık ki sözlerim arasında kendime rastlayamıyorum, o kadar karanlık ki kendi gölgemi bulamıyorum. Ha bu arada kor gibi ciğerlerimde gezinen şu ıssız öfke var. Kendime zarar verdikçe bacak bacak üstüne atıp kahkahalarla bana gülen bir öfke bu. Bir insanı öfkesi yer bitirirmiş ya benim ki öyle değil. İstediği belli, arada susuyor, yakmıyor ciğerlerimi kendime gelmem için bile fırsat tanıyor bana. Sonra devam et diyor, tüket kendini. Benim öfkem kişiselleştirilemeyecek kadar geniş bir kavram. Varoluşa kadar öfkeliyim. Acıysa dingin bu aralar. Tüketebildiği kadar tüketti, beğenmiyordur artık verdiğim tepkileri. Tepkisizliğimin nedeni de belli, alışkanlık. Her bir adımını ezberlediğim hamleleri acıtmıyor ya artık küskün herhalde bana. Benim acım bile varoluşa. Büyük romanlar haz vermiyor eskisi kadar, kelimeler fazlalaştıkça satır aralarına saklanamıyorum. Küçük cümleleri seviyorum artık. Yeteri kadar küçükse daha rahat sığabiliyorum. Külfet olan şeyleri kendimden söküp attıkça bir kuşun kalbi kadar ufaldım. Kuş demişken, uçması kaderinde yazılıyken sevdiği yeri terk etmemek için kanadını kıran ve gökyüzüne hasret kalmış insanlar var aramızda. Üzmeyin onları da. Fısıltılarıma sığdırabildiğim cümlelerim bunlar. Kendime sayıklayabildiklerim. Kendimden bir şeyler katabildiğim cümleler. Bir kere karanlık çöktümü insanın yüreğine bir gün bile güneş doğmaz içine. Zira sizin kalbiniz bile zift karasıyken benim içimde ki karanlığa bile denk değildi. Ayı ve yıldızları muhşetem gösteren şeydir karanlık. Kapat ışıkları, sarıl karanlığına.
16 Ağustos 2016 Salı
-3-
Birini tanımadan nasıl hakkında konuşabiliyorsunuz gerçekten şaşırıyorum. Bazen öyle şeyler duyuyorum ki gülsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Birilerine sıfat yapıştırmaya o kadar meraklısınız ki, kendi sıfatınıza asla bakmıyorsunuz. Genelleme yapmıyorum yanlış anlaşılmasın, öyle olanlar alınıyor üstüne bizim gibilerse "haklısın" diyor içlerinde. Ki bazıları var hem haklısın deyip hem de sıfat yapıştıranlar, benim deyimimle "arsızlar çetesi" yani. Duyuyorum elbet benim hakkımda söylediklerinizi, susuyorum. Susmamın sebebi haklı olmanız değil ama siz öyle sanıp mükemmel sıfatlarınıza bir yenisini daha ekleyin. Genelde gülüyorum duyduklarıma hemde kahkahalarla. Evet, gülüyorum çünkü komiksiniz. Bazen üzülüyorum halinize diyorum ki böyle söylemiş ama beni nerden biliyor? Üzülüyorum işte size çünkü hep kaybedeceksiniz. Elinizde avcunuzda ne varsa yitireceksiniz, farkında değilsiniz. Gönderin gelsin diyorum bazen heycanla benim hakkımda söylediklerinizi dinliyorum. Asla korkmuyorum söylemlerinizden veya arsız sıfatlandırmalarınızdan. Sıfatlandırdığınız kadar sıfatsızsınız çünkü. Kabasınız. Başınıza kötü bir şey gelse yanınıza geleceğimi bile bilmiyorsunuz çünkü beni tanımıyorsunuz. Yapıştırın "kötü kalpli" diye, salın elaleme "kötü biri o, can yaktı" diye söylemlerinizi. Size inananın benim yanımda işi yok, beni tanıyansa bu söylemlerinize güler zaten. Sordunuz mu bana? Neden can yaktın dediniz mi? Ya da gerçekten can yaktın mı diye sordunuz mu bana? Hayır değil mi, sormadınız. Dediniz mi hiç kendinize belki acımıştır canı ondan yakmıştır diye ya da kötüleme kampanyası gibi bir şey bu sindiremiyorlardır diyebildiniz mi? Diyemezsiniz tabi çünkü kalbinizin küçüklüğü beyninizi de etkilemiş siz ve sizin gibilerin. Sindiremeyip, haksız olduğunuzda suçlama politakası izlemekten sıkılmadınız mı? Sahi ben niye sustum bu kadar? Ben de sizin gibi konuşamaz mıydım? Konuşurdum elbet, bir takım konuşmalar yapardım. Gerçekleri çarpardım parsel parsel suratınıza, arsızlığınızdan utanırdınız. Size vereceğim en büyük sıfattır sıfatsızlık. Bu zamana kadar beni üzen kimse için orda burda laf etmeyip insanların çenelerini kapatıp, olgunlukla karşılayıp "geçmiş işte" diyip geçiştiriyorken bu yaptığınız kalleşliktir. Had bildirmek haddime değil haşa, vasıfsızım sizin hayatınızda lakin unutmayın hayatımda vasıflı olan insanlar sizin deli saçmalarınız yüzünden sinirlenmek zorunda değil. Aslında bir yandan da size teşekkür etmek istiyorum, reklamın iyisi kötüsü olmazmış derler ya hani, çok güzel reklamımı yaptınız ve farkında bile değildiniz. Çok güzel insanlar kazandım ben. "Biz seni böyle bilmezdik" diye başlayan cümleler kazandım ben hayatımda ve emin olun siz de beni tanısanız bana ilk kuracağınız cümle bu olur. Suskunluğum asaletimden değil, susuyorsam rezil olmayın, orda burda havanızı rahat atın diyedir. O kadar hırslısınız ki şaşırıyorum, benim o kadar da hırslanılacak bir tarafım yok vallaha. Şu hayatta iki ayağa sahip olupta düzgün yürümesini bile beceremeyen bir insanım ben. Gelin oturun karşıma anlatın hikayenizi, ben mesela çok severim insanların hikayelerini dinlemeyi. Bu yüzden derler bana "gecenin kızı" diye. Saat sabaha varmadan yüreklerini dökerler bana, şarkı söyleriz, şiir okuruz. Kendi dertlerinden hallice nefes almaya çalışan bir insanım bana niye öfke besliyorsunuz içinizde? Size bir kötülüğüm mü dokundu? Kasti olarak size zarar mı verdim? Sizi tanımıyorum bile ve inanın tanımamam da çokta önemli bir kayıp değil benim için. Ama siz beni tanıyın, beni tanıyın ki bu yaptığınız çocuklukları bir an önce atlatın. Hırsla, öfkeyle hiçbir şey kazanamazsınız. Yalnız kalırsınız diyeceğim ama etrafınızda insan da göremiyorum. Korkmayın, yalnız kalırsanız kapımı bile çalabilirsiniz. Sır tutabilirim. Bana olan öfkenizi bile bana anlatabilirsiniz. Bakın aynaya hadi. Bir düşünün. Hangi sıfatsızlardansınız? Hangi sıfatsınız? Bir insana isterse tüm dünya kötü desin, siz kalbinde ki iyiliği görüyorsanız, bırakmayın peşini. Bir insana isterse tüm dünya iyi desin, siz kalbinde ki kötülüğü görüyorsanız, bırakın peşini. İnsanları yaptıklarına göre değil, kalplerine göre yargılayın.
11 Ağustos 2016 Perşembe
Gecenin Gün batımına
Biliyorum bu yaptıklarım için teşekür etmeyeceksin, edeceğin teşekür arkadaşlığımıza olacak. Ama senden teşekkür beklemiyorum çünkü bazı insanlar, bazı insanlara emanet olarak dünyaya gelir. Bunca şeye rağmen hâlâ yan yanaysak bu bana emanet olduğun anlamına gelir. Bu yüzden teşekkürlerin yersiz olacak benim için. Yazdığım her şeyin ruhunu gören insansın sen. İnsanlar kelimelerimi okurken sen o kelimelerin ruhumda açtıkları yaraları okudun her zaman. Sabaha çıkmayan gecelerimde, gün oldun bana. Hakkın ödenmez, ödeyemem. Çok zorladım seni, psikolojini bile bozdum arada kabul ediyorum, günahım büyük benim yüzümden çok sigara içtin en kıymetli hazinen olan göz yaşlarını akıttın benim için. Vebali büyüktür bunların bende ondan her zaman boyun eğerim sana. Ki sen bilirsin en olmadık yerlerde dimdik dururum da "salak mısın ne yapıyorsun sen?" dersin. Ama içinden sende bilirsin alttan almak boyun eğmek değildi benim için, insanlar her zaman görmek istediklerini görüp, algılamak istediklerini algıladılar. Bir kişiye daha eğmiştim boynumu görmedim geçirdi baltayı boynuma. Çok öldüm ben, sana da öldüm, başkalarına da öldüm, sokakta ki köpeğe, aç gezen çocuğa bile öldüm. Bilirsin zaten işim benim bu. Düzenli olarak geceleri ölürüm güneş doğduğunda dirilirim. Çok dolu günlerimiz oldu seninle, kaç sene oldu sahi sayamadım? Tarih konusunda iyi değilim biliyorsun kusuruma bakma. Hakkın büyük üzerimde, hiç bir zaman yargılamadın beni, herkese inat arkamda durdun o küçücük yaşında. O zamanlar burda oturuyordun. Sigaraya başladım sayende, pişmanlığını biliyorum. "Başlatmasaydım çürümezdi bu kadar ciğerleri" dediğini de biliyorum, olacağı varsa olur derdin hep. Olacağı varmış. Samsung bir telefonun vardı hatırlar mısın? Bir litre kola alırdık yanına çiğdem, tabi sigaradan para artarsa. Açardık müzik şu arka blokların orda hani saatlerce konuşurduk. O zaman da büyük acılarımız vardı ama o yaz akşamları hep gülerdik acılarımıza karşı. "Tükürüp durma" derdin her sigara içişimde, yeniydim tabi ağız alışkanlığıydı, geçti. Şimdi ciğerime nüfus eden hiç bir nikotini tüküremiyorum. Aşıktım o zamanlar, laf sokardık gördükmü. Gülerek geçerdik önünden. Çocuktuk değil mi, kaç yaşındaydık sahi? Gittin buralardan, en güzel yaz akşamlarımı aldın. Sen bilmezsin ama hani şu sizin binanın önünde ki banka arada oturur sigara içerim. Sonra büyüdük biraz... O güzel beraber kahkahalarla geçen yaz akşamlarını telefonla konuşmalara bıraktık. Güldük tabi yine güldük, acımıza gülerdik biz zaten, anlamazlardı dışardan bakanlar. Saatlerce telefonda sessiz ağlayışlarını dinlediğim gecelerde bir an önce sabah olsun isterdim. Sabah ezanını duyduktan sonra biterdi ağlamaların kalkıp dua ederdin sonra ne diye dua ettiğini bile bilmediğim halde "amin" dedirtirdin. Ailemizin ikinci kızı oldun sen, annem babam bile sana bıraktı beni ötesi yok bunun. Teşekkür etmeyeceğim bunlar için, sana vereceğim en büyük teşekkürü güçlü kalarak veriyorum. Zaman yaralarımı sarmadı, yaralarımı sarmama yardımcı olan sendin. Biliyorum benden bu şekilde bir yazı beklemiyordun, bu bir itiraf gibi oldu sanki. Büyük sözler vermeyi sevmem, tutamayacağım sözler de vermem biliyorsun. En büyük sözüm olsun sana bu yeni yaşında aldığım her nefesin, hayatımdan akıp giden her bir saniyenin hakkını vererek yaşayacağım. Bana pişman olmamayı öğrettin sen, canımı yakmalarını engelledin. Aşktan daha büyük duygular var dünyada adı sanı olmayan, kalıplaştırılamayan işte o duyguya sahibim sana karşı. İçimde çokta büyük bir minnet var ayrıca, hakkındır. Uyumayı çok sevdiğin halde tüm gecelerini bana ayırdın, ilk sen anlamıştın da "gece kuşu" demiştin bana o küçük halinle. Görünmez kanatlarımı keşfettim, hiç uçulmamış yerlere uçtum, yeni cümleler keşfettim kendimde. Bu senin başarın, gurur duy kendinle. Annem oldun, babam oldun, yoldaş oldun, toprak oldun bana. Sigaramı yakayım diye ateş bile oldun sen bana. Nasıl öderim tüm bunların hakkını bilmiyorum belki kızacaksın bana "sanki sen hiç bir şey yapmadın nasıl konuşuyorsun öyle" diye. Yapmışımdır, yaptım ama yeterli değil. Yanında olamadığım zamanlar oldu, çaresizlikten nefret ediyorum diyordum sana hatırla. Sana çözüm bulamadıkça kendimi hep suçladım nasıl bir dosttum ki ben yardım edemiyordum sana? Sonra bir gün beraber şarkı söyledik geceye, fısıltılar halinde. Her gece senin moralin düşmeye başladıkça şarkı söylemeye başlıyordum, sabah olana kadar eşlik ediyordun bana. Böylelikle çözüm bulmuştum ama bizim şarkımız bizde kalsın, kimseler söylemesin istiyorum. Anlamı büyük ve derin. Eğer bir budist olsaydım bir önceki yaşantımda gerçekten kız kardeşim olduğuna inanırdım. Ama derler ya kan önemsiz diye, kanı geçtim sen benim canımsın. İnan çok şey yazmak istiyorum, çok şey de yazıp sildim ağlatmak istemiyorum seni. Düzeleceğiz. Bu yaşlarımızı çok güzel hatırlayacaksın ilerde, bunun olmasını sağlayacağım. Bu yeni yaşın sana evrende ki tüm iyilikleri getirsin, tüm ağlamaların mutluluktan olsun. Bu yaşın sana hak ettiklerini getirsin, kayan yıldızlar görüp dilek dilemeyi getirsin. Bu yeni yaşında tüm kabul olacak dualarımı senin için harcayacağım, sen mutlu olduğun sürece her koşulda toparlarız. Bu yeni yaşında kurduğumuz tüm hayallerimiz gerçekleşir inşallah. İnancım varsa senin sayende ve sen sayemde cennetlik bir insansın. Eğer benim içimde cennet varsa, orayı en çok hak edensin. Şimdi senin sayende bulduğum kelimelerimle her zaman söylediğim bir cümleyle sonlandırmak istiyorum yazımı. Ne zaman kaçmak istersen gel, gece gibi saklarım seni. Bilirsin sen geceler benim, gece benim. Gecemi seninle paylaşabilirim.
30 Temmuz 2016 Cumartesi
-2-
Ulu orta ellerim titrer oldu. Çatal bıçak tutamayıp düşürecek kadar. O kadar dalgınım ki elim kesiliyor dakikalar sonra üzerime bulaşan kandan anlıyorum kesildiğini. Bedensel acıyı hissedemeyecek kadar yorgun ruhum. Arka arkaya yaktığım sekiz sigara olmuş, dokuzuncuyu içiyorum. Neden dolmuyor nikotin ciğerlerime? Neden sarhoş olamıyorum? Alkol alsam da almasam da çakır gibiyim zaten. Sarsak adımlarla yürüyorum yolda, düşüyorum bazen. Yardım eli uzatan insanlara korkuyla bakıyorum. O kadar inanıyorum ki düşsem bile kendim kalkacağım cümlesine, tutmuyorum hiç bir eli. Yazık diyorum kendime, yazık ettin kendine. Canım sağolsun değil mi? Olmasın canım sağ, varsın geçecekse bu hissizlik, geçecekse bu içimi yakan acı, canım sağ falan olmasın. Özür dilerim en yakınlarımdan, kendimi kandırmaya çalışırken sizi gerçekten kandırdığımın farkında değildim, bana üzülmenizi istemedim sizinde acılarınız vardı. Biliyorum beraber sardık o yaraları ama kabul ediyorum bencillik benim yaptığım, acım konusunda bencilim açamadım size de. Eminim sarardık, eminim ağlardık beraber acıma. Yapamadım, anlatamadım özür dilerim. Her zaman yanımdasınız biliyorum ne olur olduğunuz yerden gitmeyin olur mu? Hep yürüdüm, geçtim dedim meğer sadece gözlerimi kapatmışım da olduğum yerde kendi eksenim etrafında dönüp durmuşum sadece. Zor savaşlarım vardı, her şeye yetmeye çalışırken, kendime yetemedim. Yıprandım, kanadım ama düşmedim. Ayakta durmaya devam ettim gelen her darbeyi göğüsledim. Nefesimin kesildiği gecelerde bile sigara içtim. Yandıkça, yandım. Eskisi gibi yazamadığım dönemlerde yırttığım o bembeyaz sayfalardan ve kırdığım kalemlerden de özür diliyorum. O kadar bilmiyordum ki hiç bir şeyi hangi kelime dizisi anlatırdı hissettiklerimi? Yazamadım, yazamadıkça içimde kaldı kelimelerim, atamadım dışarı. Aşk bu. Söylemiştim iki kişinin birbirini son zerresine kadar tüketmesiydi, aşk. Yalan söyledim size iyi okuyun bu yazıyı, tükendim. Kalmadım. Gücümde yok, yetemeyeceğim kimseye artık özür dilerim. Kendimle sonuna kadar savaştım ben, yanı başımda en yakınım benim suskunluğuma ağlarken "geçecek ağlama" diyemedim. Kendim bile inanmadım, kendim bile ağlamadım bana. Yazık dedim işte, yazık. Sinirlendim kendime çokça aciz misin sen dedim. Acizlik mi bu dedim sordum, soruşturdum. Değilmiş, acizlik değilmiş. İçime su serpildi ama hala yanıyor canım. Yanmasın artık. İçimin ateşinden yaktım sigaralarımı. Biliyorum çok söylediniz, yiyorsun sigarayı diye. Yetmiyordu anlamadınız, anlayın artık yetmiyor, yetmeyecek. Çoğunuzla az çok dertleşmişizdir. Size mutlaka söylemişimdir "bu yaşlarını böyle mi hatırlamak istiyorsun" diye, hepiniz bu cümleden sonra çeki düzen verdiniz kendinize. Bozun lan kendinizi, ben de kendime sordum bu soruyu "bu yaşlarını böyle hatırlamak mı istiyorsun" dedim. Evet, böyle hatırlamak istiyorum. Çektiğim, yaşadığım her şeyi iliklerime kazımak istiyorum. Bu beni ben yapar, bu beni acıya alışkın kılar. Bir daha sevdalanmam. Ederi kadar veririm değer fazlasını isteyen olursa sağdan çıkışı gösteririm. Kabullenin acı çektik, ölesiye acı çektik. Söylenecek başka söz yok artık, kalbim var tüm cümlelerin önünde artık.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)