28 Temmuz 2015 Salı
İnsanlar
İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmalı. "seviyorum" diyorsa sevmeli "gidiyorum" diyorsa gitmeli. Kırıyorsa gelip özür dilememeli hiç bir şey olmamış gibi devam etmeli. Dolmuşta birine çarptığında özür dilersin birinden bense "biri" değilim. Senin söylediğine göre "ailenim". Hoş bir insan ailesinin sözüne güvenmeyip etrafında istemeyip defalarca kaldıramayacağı şeyler söylemez. Ama ben aileyim, aile sıcaktır güven vericidir ve affedicidir. Nankör olunmamalı bu hayatta. Her şeyin değeri bilinmeli en kötü duyguların bile, şükredilmeli. Kaybettiğin bir şey için şükrettin mi hiç? Oturup düşündün mü? Kendi ellerinle kaybettiğin bir şey için şükrettin mi? Ben ettim, evet çok acı verici sanki kemiklerim teker teker kırılıyormuş gibi sanki kirpiklerim tek tek koparılıyormuş gibi hissettim ama yine de şükrettim. Yarım kalan çoğu şey bir yerden devam eder yarım kalan her şey şekil değiştirip yolunu çizer. Yarım kalan bir aşksa eğer ya onunla yada başka birisiyle devam eder. Yarım kalan hayallerinse eğer başka şekillere bürünüp aynı sonuca çıkar buna benzer milyonlarca örnek verebilirim. Çektiğim acıyı ya da çektiğimiz acıları tarif edemem yada anlayamam herkesin acısı kendinedir bu hayatta kimsenin acısı kimseden üstün değil. Anlayacağım tek bir acı çeşidi var oda "ölüm" onu da sadece yaşayan bilir zaten. Acılarını tarif edememem gibi sevinçlerini mutluluklarını da tarif edemem sana. O kadar çıkmazda olduğunu düşünmüyorum o kadar da çıkmazda değiliz buna inanmamız lazım! Bırak yılları, ayları, günleri saniyeler geçiyor hayatımızdan. Geçen her saniye bizim hayatımızın bir parçası. O değerli saniyelerimizi harcadığımız insanlar için pişmanlık duymayı bırakmalıyız artık yada yapamadığımız şeyler için. Hala nefes alıyorsak hala bir şansımız var demektir. Kendine söz ver mesela? Ben bir daha ağlamamak için kendime söz verdim sende bir daha güvenmeyeceğine yada hemen bir şeye inanmayacağına ver. Başkalarının koştuğu yolda yürümemeyi öğren. Kendine yeni bir asfalt dök ve oradan yürü. Koşmak zorunda değiliz zaten insanlar emeklerken koşacaklarını bilmezler sende koşmayı bilmiyormuş gibi yürü. Sonu yokmuş gibi har vurup harman savurma hiçbir şeyi. Her şeyin sonu var, iyi yada kötü. Sen bencil ve nankör olma. Aldığın nefes için bile gülümse. Boşver kimse seni sevmesin boşver hiç arkadaşın olmasın. Sen hayatı anlayacaksın ve hayatta bu zamana kadar hiç fark etmediğin şeyleri fark edip mutlu olacaksın. Üzüleceğini bilsen de o taşın altına elini koy. İlk adımları sen at. Cesur ol. Gerekirse defalarca yenil defalarca düş, her zaman gülümseyerek kalk. Unutmaman gereken bir şey var ki; bu hayatta seni yere düşürebilirler ama kimse seni içten yıkamaz bu her zaman senin seçimindir. İnsanlar söyledikleri sözcüklerin arkasında durmayacaklar, insanlar için sözcükler havaya karışan bir şey. Bu yüzden duygularını kontrol etmen gerek bunu öğrenmen gerek. Bende yeni başladım öğrenmeye biraz zor ama yapılmayacak kadar imkansız değil. Bir gün uçan bir kelebek gördüğünde gülümsüyor olursan eğer hayatı yaşamayı öğrenmişsindir.
21 Temmuz 2015 Salı
Savaş
Hissizlik ödediğim en büyük bedel. Ağlayarak kanayarak her bir duygumu kabimden tırnaklarımla kazıyarak attım. Geriye simsiyah bir zift kaldı. Kalbimin her bir köşesine o zifti dağıttım. Hiç bir duyguyu hissedemiyorum artık. Beynimin o kısmı uyuşmuş gibi algılamıyorum artık acı verici yada mutluluk veren şeyleri. Yaşayan bir ölü gibiyim. Gibisi fazla tamamen öyleyim. Ancak yaşayan biri intihar edebilir benimse tek çarem hissizlik. Ölü biri intihar edemez. Ölü biri tekrar ölemez. Ölüme yakın yaralar açar kendinde her gecenin sabahında kapanır yaralar. Her gece kendini öldürmeye çalışır her sabah iyileşir. En büyük bedel bu. En acı bedel. Birinin gelip beni iyileştirmesini beklemek o kadar saçma ki benim için. Kimse iyileştiremez beni. İyileştirmek için dokunsalar bile yara yaparlar. İşin iyi yanı gözüme perde indi ve sadece görmek istediğim şeyleri görüyorum. Böyle daha kolay. Umrumda olmayan şeylerin umrumda olamayacak kadar değersizleştiği bir dönem hatta bazı bana yalan söyleyip kandıran insanların sokaktan geçen bir köpek kadar değerinin kalmadığı bir dönem. İnsan seslerine tahammülüm olmadığı bir dönem. Merhamet yok. Herkes hakkını sonuna kadar kullandı. Herkes bana gelip hesap sordu. Şimdi sıra bende. Şimdi ben hesap soracağım. Onlardan değil, kendimden. Beni bu kadar yaralamalarına nasıl izin verdim? En büyük bedeli neden ben ödüyorum? Kaybolmak istiyorum. Kendi içimdeki denizlerde yada çöllerde. Sessizlik beni deli ediyor ve kafamda konuşan o ses artık yok. Onuda mı attım içimden sahiden? Dağılıyorum. Dağıldığımı biliyorum toparlayamıyorum. Bu sefer fena battım biliyorum ama içimden kendimi bile attım ben nasıl toparlayacağım? Parçalarım kayıp. İçim soğuk. Ağlayamıyorum. Gözlerim bile dolmuyor. Eskiden deli gibi saatlerce sesim kısılana göz yaşlarım bitip sessiz iç çekişlere dönene kadar ağladığım şeyler artık sadece derin nefes almamı sağlıyo. Ağlayamamak ikinci en büyük bedel. Kızgın öfkeli nefret dolu değilim ama içimde sevgi kelebekleride uçmuyor. Nötr olmak gibi. İçim boş. İçim uçurum değil ben bunu anladım uçurum olsa atlayıp kurtulabilirdim ama içim boşluk benim boşlukta asılı kalınır, asılı kaldım. Umutlarımda bitti ben ki en hayalperest bir kızken umutlarımın köküne balta sapladım. Umutlarımı bile kendim bitirdim. Artık inanmıyorum umut insanı derbeder yapan tek şey. Sigara bile keyif vermiyor artık. Ciğerlerime nefes girmiyor gibi. Koskoca okyanusta kaybolmuş bir gemi gibiyim. Kaptanı bende değilim. Kaptanı yok rotası yok. Nereye gideceğimi bilmiyorum kıyıya ulaşmayı beklemiyorum zaten. Dipte bile değilim. Sahi ben nerdeyim? Uyuyamıyorum. Kabuslar görüyorum. Uyuyunca geçmiyor. Zaten geçecek olan şeyleri de bilmiyorum ne geçecek ne kurtaracak beni? Kayıp bir ruh gibiyim. Bir yere ait değilim yada birine. Sürüden atılmış bir kurt gibiyim. Hastalıklı diye yaklaşılmayan bir insan gibiyim. Hayır gibisi fazla tamamiyle öyleyim. Biri bana ölümü okusa ya. Ölemiyorum, bari biri bana ölümü okuyup anlatsın. Soğukluk yakıyor bedenimi. Çığlık atmak isterken saatlerce susuyorum. Var mıyım yok muyum belli değil. Beni artık kimse yaşadığıma inandıramaz. Ben yaşadım ve bittim. Kendimle verdiğim savaştan kendim yenildim.
12 Temmuz 2015 Pazar
Bilinmeyenler
Kadın da adam kadar aptaldı. Neydi bu yaptıkları? Kadın karanlıktan kurtulmuşken adam niye o karanlığı tekrar kadına sağladı? Neden karanlığın içine hapsetti tekrar kadını? Canı yandı diye mi? Adam karanlıkta değildi adam griydi, ne beyaz ne siyah. Adam belli ederken siyahını yada beyazını kadın belli etmeden gösterdi kendini. En derin yerlerindeki karanlığı, siyahlığı sakladı kadın. Kadın babasından görmemişti bir sevgi. Arkadaşları şikayet ederdi "babam öpünce sakalları batıyor" diye. Kadın bunu yaşamamıştı ve bunu da o karanlığa gömmüştü. Yıllar sonra o adamı gördü. Emindi kadın kendinden her şeyi o adam olacaktı. Adam kadının ciddiyetini sonradan anladı ve yapacak başka bir şeyi olmadığından o sıcak kalbini açtı kadına. Isındı kadın. Sımsıcak oldu. Adamın her bir gülüşünde, her bir dokunuşunda karanlığını unuttu. Ve bir gün adam sakallarını uzattı. Ve kadını öptü. Kadının o karanlıkta kalmış tarafı o adama bağlandı. Ve kendi kendine fısıldadı "sakalları yüzüme battı" diye. Artık kadın vazgeçemezdi adamdan. Adam onun bütün karanlığıydı vede eksik parçaları. Adam gittikçe kadının karanlığına girdi. Girdikçe parçaladı kendini, duygularından emin olamadı "bu kadar karanlık olmamalı"dedi kendi kendine. İstemezdi kadınının bu kadar karanlığa bulaşmasından. Kadın korkaktı. Belkide bu dünyadaki en korkak en aciz insanıydı, ama belli etmezdi kimseye her şeyi içinde yaşardı. Adam kadının ışığı oldu, aldığı nefes oldu adam bunu farketmedi. Adam acı çekiyor diye kadın kendine daha da beter acılar çektirdi. Kadın ruhunu parçaladı adam için duygularını köreltti ve adamın gitmesine izin verdi. "Dipteyim, daha da dibe batamam" dedi kadın ve kendi o karanlığa hapsetti. Kadın adamın sakallarını sevdi, gözlerini, ellerini... Kadın inandı ki o sakallar ne zaman kesilirse o zaman ömrü kısalacaktı. Böyle batıl bir inanca sahipti kadın adamdan habersiz. Adam da kadına derdi "saçlarını kestirme" diye, belki adamda batıl bir inanışa sahipti kadından habersiz? Bu kadar belirsizlikte bir kadın bir adam. Bu çok bilinmeyenli denklemi çözmeden daha çok bilinmeyen eklediler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar en derin duydularını vermişlerdi birbirlerine, nasıl vazgeçeceklerdi? Aşk bu kadar basit miydi? Aptaldı ikiside bir haltı beceremediler defalarca yaraladılar birbirlerini sonrasında beraber sardılar. Kadın adamın şah damarı gibiydi. Adamın şah damarı kesilirse adamda ölecekti kadında. Kimse anlamazdı zaten onları. Bir başka bakarlardı onlara. Kadınla adam yalnız kalmaktan korkmazdı. Onlar bir yalnızlığı ikisi paylaşırdı, onlar için aşkı paylaşmaktansa yalnızşığı paylaşmak daha önemliydi. Adamın canı yandı kadının canı yandı diye. Adam öfkelendi kadının karanlığına. Kadın hayatında ilk defa korktu adamı tamamen kaybetmekten, bu kadar karanlık olduğu için nefret etti kendinden. Adamı üzdüğü için nefes almak istemedi. Kadın öldürdü kendini artık adamla ilgili hayaller kurup yalnızlığı paylaşmayacaktı. Tek başına olacaktı. Adam önce sakallarını kısalttı, kadının kalbi yavaşladı. Sonra adam kadının öleceğini bile bile sakallarını kesti kimse kadını bir daha görmedi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)