16 Haziran 2015 Salı

Yapma

Yapma. Beni hiç tanımıyormuş gibi konuşma. Hiç ellerimi tutmamış gibi bakma bana. Daha fazla yaralama. Her şeyi üstüne alıp en büyük fedakarlığı yapmış gibi bakma gözlerime. Yangınlarımı söndürmüş gibi dudaklarını büzme. Yaralarımı sarmışsın gibi hareketler yapma. Yapma işte. Sen beni güçlendirdin ya hani. Güçlenmemin tek sebebi senmişsin hani. Yapma içini rahatlatmak için böyle düşünme. Belki etkin vardı üzerimde belki birkaç adım daha attım senin sayende. Ama ben sana geldiğimde de güçlüydüm, sen benden gittiğinde de güçlüydüm. Ben hiçbir zaman duvarlarımı yıkmadım. Yapma gardını indirmeyen tek sen değilsin. O kadar bencilsin ki! Üzülen tek sen değilsin. Güçlü olan tek sen değilsin. O kadar saçma ki “güçlü olmak” cümlesi. Güçlü olup olmamamın bir önemi yok ki! Önemli olan duruştur, karakterdir. Varsın içim yansın varsın her gece sen kanasın yaralarım varsın tüm dünya bana düşman olsun vazgeçmeyeceğim yolumdan. Güçlü olmak bu mu sadece? İstersen yine gidersin seni bana bağlayan bir şey yok ki artık. Ama beni sana bağlayan bir şeyler var adını tam koyamadığım. Duygu karmaşası yaşadığım. Yapma işte beni hiç sevmemiş gibi dokunma. Tüm dertler senin başında toplanmıyor. Gerçi ne kadar saçma beni hiç sevmediği halde özleyen bir adama aşkı anlatmak. Bitiyorsa aşk değildir diye bir şeyler duymuştum. İçimde bitmeyen bir şeyler var ama aşk değil başka bir şey ama adım kadar eminim senin içinde bazı şeylerin bittiğinden. Sen bana aşık olduğunu sanan bir adamsın. Gerçek bu! Hiçbir zaman aptal olmadım ben hiçbir zaman, sadece gerçekler canımı yakmasın diye hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi yaptım ve sabırla bekledim. Yapma böyle bana beni ayrılacağın zamana kadar planlı bir şekilde davrandığını bana anlatma. O kadar öfkeliyim ki sana değil şu aptal kafama. Sen kendin kaybettin beni. Sen kendin sana kendini adayan birini kaybettin. Neden kaybettin Allah aşkına? Ne istedin daha benden? Yapma olmaz işte seni sevmememi istedin sevmiyorum işte bana gelip soğuksun deme. Ne bekliyorsun hala kapında yatmamı mı? Sevme dedin sevmiyorum, aşık olma dedin unut dedin ama ben sana bir söz verdim. Sözümde durmaya çalışıyorum sana mesafeli bir şekilde. İki saniye baş başa kalsak omuzlarında ağlayacağımı biliyorum bunun önüne geçmem gerek neden beni anlayamıyorsun? Neden kendini benim yerime koymuyorsun. Yapma ben kendimi senin yerine koyabiliyorken sende kendini benim yerime koymalısın. Ben hiç güçsüz olmadım ben aslında hiç kaybetmedim, aç gözünü. Sen gittin başkalarına o yanıyor dediğin yerlere su serpsinler diye sen gittin başkalarının sevgisini istedin ama bende bulduğun sevgiyi bulamadın sen gittin başka elleri tuttun başka insanlara güldün. Bende gidebilirdim, gidersem dönmeyecektim ama hep bir bahane buldum kendime ve hep kaldım. Şimdi gitmek istesem gitme bile diyemeyecek bir adamsın sen. Ben seni aşkla doldurdum. Yapma aç gözünü benim yaptıklarımı da gör. Sana hep söylemek istemiştim nasip bugüneymiş. Çok yalvardım sana eğer o zamanlar bir gram sızladıysa için şimdi beni sevmesen de olur bu bile bana yeter. Her geldiğinde gideceğini bildiğim halde yüreğime aldım seni. Güçlü olmak zor be adam. Hele ki güçlü durmak için içinde kazanmak zorunda olduğun savaşlar çok zor. Ölüp ölüp diriliyorum, savaşta etrafımdaki insanların bir bir ölüşünü seyrediyorum. Nasıl seyrederim içimdeki savaşta senin öldüğünü? Sen seyrettin mi benim öldüğümü? Beni yaraladıkça ben hep kendim sardım ya da sarmaya çalıştım ama sen hep başkalarından yardım almak istedin. Kim güçlü adam? Yapma güçlüsün evet ama benim kadar değil. Ben sana kendimi teslim ettim, ettim çünkü daha da güçlen istedim beni sorumluluğun olarak gör istedim, “erkek” ol istedim. Çocuktun adam oldun. Gideceğin yerlerde gururla söyle beni. Ben seninle gurur duyuyorum. Yapma sakın ola ki ağlama inan ben bir damla gözyaşı dökmedim. Sen yapma ama ben yapmak zorundayım. Dediğim o zor yolu tek başıma yürümek zorundayım belki ormanı yakmalıyım. Ama o bir tek ağaç yanmamalı, oraya başka biriyle gel ve gölgesinde otur. Yapma, sakın yakma o ağacı lütfen canımı yakmayı geçtim beni öldürürsün. Yapma, çünkü ben seni çok sevdim. 

11 Haziran 2015 Perşembe

Öfke

Ne zaman gitmek istesen sana hep "gitme" dedim. Kendimi yolunun önüne attım ve sen üstüme basa basa gittin. Hayır utanmadım, gocunmadım bundan. Kendimden vazgeçecek kadar benim sevgim. Önümüze bir taş çıksa beraber kaldırmaktansa tek başına o taşın üstünden atladın. Bense aptal gibi sen taşın üstündeyken o taşı sırtladım ve yoluma öyle devam ettim. Sen ellerimi hep bıraktın ben hiç bırakmadım. Senden bir şey beklemiyorum. Sen aslında hiç yorulmadın, sen kendini buna inandırdın için sızlamasın diye. Yorulan bendim ve ağlayan ve de defalarca kanayan. Yandım dedin yağmurlar yağdırdım, üşüdüm dedin yangın çıkarttım. Sahi sen hiç mutlu olmadın mı? Hiç mi yaptıklarımı göremedin? Yoksa görmek mi istemedin? Çünkü gideceğini biliyordun emin değildin kendinden görmezsem daha kolay atlatırım dedin kendi kendine. Sana beni sevmedin aşık olmadın demiyorum farkındaysan çünkü aşıktın ve sevdin. Ama karşıma geçip bende yara aldım deme bana sakın. Bende yaktım deme. Senin yaraladığın bendim, yaktığın da bendim. Senin yaran yok kendini kandırma ben sana hiç yara açmadım. Bu aralar ama biraz değişik hissediyorum. Sanki buzlaştı içimdekiler soğudum çoğu şeyden, senden. Hiçe sayılmak nedir bilemezsin. Bana yaşattırdıkkarını yaşatmadım sana. Merhametimden sevgimden kıyamadım sana. Ama burada bu kadar acı çekmektense cehennemde yanmayı tercih ederim. Aklım karıştı benim. Aklım artık almıyor. Arkama bakıyorum, yaşadıklarımıza. O zamanlar niye içimde buz dağları oluşturmamışım ki? Şimdi rahatım. Sana karşı en ufak bir hissim yok. Sen sadece sensin. Geçmişte hiç bir şey yaşanmamış gibi. Dedim ya kendimi hep önüne atmışım, üstüme basa basa gitmişsin. Sen bunu yapamazsın. Ben gitsem sen kalkıp bana "gitme" diyemezsin, kendini yoluma atıp üstüne basıp geçmeme izin vermezsin. Sen kendinden vermedin, sen korkaksın. Belki de güçsüz. Yaptığım için pişman değilim sadece bu kadar yaptıklarımın hiçe sayılmasına öfkeliyim. Sen benden hep gülerek gittin. Beni geri döndüğünde bıraktığın yerde bulacağını bilerek gittin. Kalkabilirdim sen üstüme basıp gittikten sonra. Aptal olma sadece seni bekledim ellerini tutmak için yoksa kalkamayacağımdan değildi. Ama çok akıllandım artık ne önüne attım kendimi ne sana gitme dedim. Bencilsin. Her zaman senin doğruların var. Herkesin acıklı bir hikayesi var  tek sen acı çekmedin. En büyük bencilliğin neydi biliyor musun? Gittiğin halde acı çektin. Benim çekmem gereken acıdan kendine pay çıkarttın. Ama unutmayacağım. Sen benden gülerek gittin. Ve şimdi uğurluyorum seni içimden. Güle güle git artık öğrendin tamamen gülerek gidebilmeyi. Ama bir gün nasılsa ağlaya ağlaya geri döneceksin.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Kafama Takmıyorum!

Bir arkadaşım bana “şu hayatta takacağın en son şey gençlik döneminde ki aşklar olsun” demişti. Kafama takmıyorum ki!  Ama yinede kafama takılması bile güzelken gerçeğini sen düşün. Benim ki platonik değildi yani. Ama onu sevmek bile o kadar güzel ki sevmekten vazgeçmeye kıyamadım. Bana kıysada canımı acıtsa da onu suçlamadım. O beni çok sevdi. Eminim zorunda kalmıştır, başka çaresi kalmamıştır ki beni acıtmıştır. Yok canım kafama takmıyorum.  Mesela aşk kokardı cennet gibi. Bir gözleri vardı ki sorma. Böyle derin derin bakardı o anlar boğulmak isterdim gözlerinde. Sarılırdı beni içine sokmak istercesine. Aptal işte ben zaten içindeydim, kalbinin en güzel yerindeydim ve asla ne olursa olsun gitmeyecektim.  Gitmedim zaten ama o gitti. Kalbimde o boşluğu bıraktı. Orası atmıyor mesela. Ama hala onu gördüm mü yüzümde aptalca bir sırıtış olur ve kalbimin o atmayan yeri atmaya başlar. Çok güzel gülerdi o. Ben hiç güzel gülemezdim ama o gülerken çıkardığım o domuz sesini severdi, dalga geçerdi. Zaten bütün kusurlarımı sevdi. Aşk buydu sanırım seni değil kusurlarını sevmek. Sağ tarafındaki boşluğu onun kalbiyle doldurmak. Aşk onun gülüşüyle sarhoş olmaktı ve bayım sarhoşları lütfen üzmeyin. Birden ayılınca neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Çok büyük beklentilerim vardı ondan. Çok güzel hayallerim vardı. Elimden gelse en mutlu anımızı çerçeveletip duvarıma asardım. Elimden gelse odama kilitlerdim onu. Bir başkası benim hazinemi bulsun istemem. O benim. Ve öylede kalacak. Ömrüm boyunca seveceğim sanırım, belki o da benimle olmak ister tekrar? Hayır kafama falan taktığım yok, sanırım sakallarına aşıktım en çok yada ellerinde ki nasırlara. Sanki oraları öptükçe geçecekmiş gibi gelirdi acısını alıyormuşum gibi. Hiç kaybetmek istemedim onu. Hiç sevmekten vazgeçmedim. İstemeyeceğim başka nasırlı eller, aşk kokan tenler. İlk ve sondu. Belki tamamiyle şanslarımızı bitirmişizdir bilemem ama ne olursa olsun istemeyeceğim ve başkasıyla olmayacağım. Oda olmasın. İstemiyorum ben. Kafama taktığımdan değil vallahi. Kafama takmıyorum çok. Sigara içiyorum, müzik dinliyorum ve kitap okuyorum. Kafama takmıyorum ama çok seviyorum. Keşke demek istemiyorum ama keşke hep yanımda kalsa. Her gece ona kitap okusam beraber şarkı söylesek veya alışverişe gitsek. En büyük halimdi benim bana tek taş alıp takacağı gün. Başka birine o tek taşı taktığı zaman sanırım öldüğüm gün olacak. Benim hayalimde gereksiz kişi kalacağım, benim hayalimi başkası yaşayacak. Hayır ya kafama taktığımdan değil arada aklıma geliyo işte. Aklıma geldikçe sigara yakıyorum. Ve kafama takınca üzülmüyorum kafamdan gidince üzülüyorum. Tamam kabul kafama takıyorum ama ne yapayım sen söyle çok seviyorum be!

4 Haziran 2015 Perşembe

Karanlığım

Karanlığı mesken edindim kendime. Çünkü karanlıkta görmek istemediğim şeyleri görmem. Işık herşeyi gösterir, gözlerim kanar kalbim gibi. Karanlık sakin sessiz ve huzurlu. Ve birde sigara karanlıkta daha güzel içiliyor. Geceleri de ondan severim. Yine de hiç bir karanlık içimdeki karanlığa denk değil. Yinede ben her gece gökyüzüne sigaramın dumanıyla onun gözlerini çiziyorum. Hiç bir ışık onun gözlerinde gördüğüm ışıktan güzel değil. Ve ışık karanlıkta varolamaz. Onun ışığı bile benim karanlığımı aydınlatamadı. Bir ara geceleri hiç sevmedim onun ışığı var diye ama o ışığını söndürdü içimde. Şimdi geceleri ve karanlığı daha çok seviyorum. Görünmeyen kelepçelerle bağlamışlar karanlığa beni artık ne yapsamda kurtulamam. Ama en çok onun ellerini sevmiştim ellerimi bu kelepçelerden daha sıkı tutardı. Karanlık bana onun en güzel yanlarını hatırlatır ve sigara hep bu güzel anılara yakılır. O ki benim en güzel karanlığım. Bir sigara daha yakarım sana diyip bir paketinin sonunu getirdiğim gecelerde ben hep onun kokusu niyetine duman çektim içime. Bir kokusu vardı cehennemde açmış çiçekler gibi. Ve benim karanlığım cehennemden bile fazla. Boynumda dudakları var sanki hala ve ben her karanlık çöktüğünde onu öpüyorum gizlice. Benim karanlığımla ne kadar başaçıkabilirdi ki zaten? Halbuki benim karanlığımla onun ışığı sevişirdi her gece biz uyurken. Karanlığım. Geceden bile. Siyahlardan bile. Korkuyorum. İçimde acıyo biraz. Ümitsizlik karanlıktan da beter. Ama yinede dudaklarına dokundu parmaklarım. Karanlıkta kalma sebebim bu. En minik hücreme kadar işledin.  Benim karanlınğım senin tenin. Ve en güzel şeydi alnımdan öpmen. Karanlığı mesken edindim ben. Karanlığım sen karanlıkta kalma sebebim sen. Senden vazgeçmedikçe karanlığımdan da vazgeçmeyeceğim.